Cilt-1 “OLAYLAR & OLGULAR”: Tanıtım Yazısı

**YDA CİLT-1: EK-01c**

Tarihçi ile olguları arasında kesintisiz bir karşılıklı etkileşim süreci, bugün ile geçmiş arasında bitmez bir diyalog.

Edward Hallett Carr

Tarih nedir?” sorusunu böyle cevaplandırır, İngiliz tarihçi. Tarih bilimcisi de geçmişin kaydedilmeye değer yönlerini ortaya koyar ve insanları geçmişlerini tanımaları yönünde bilgilendirir.

Tarihsel gerçeklik önce tarihçinin, yani tarihsel olayları kaydeden kişinin değerlendirmesinden geçer. İnsanlar, tarihsel gerçeklikleri, olayları kaydeden tarihçinin yorumlarına, dünya görüşüne göre izlemek durumundadırlar. Yani tarihsel olayların yorumu bir bakıma sübjektif bir karakter taşır.

İlk elde erozyona uğrayan tarih, tarihî roman aşamasında kurgu denilen ikinci bir değişime girer. Roman yazarı ise tarihçinin malzemesini alır, muhayyilesinde yoğurarak, bilinmeyenler üzerine bir kurgu oluşturarak, tarih malzemesini yeniden insanların dikkatlerine sunar. Yazar, tarihsel gerçekliğin üzerine, tarihsel olmayan kurguya dayalı insan faktörünü ve onun yine tarihe konu olmayacak insan çevresini yerleştirerek eserini meydana getirir.

Oysa “Yaşamımdan Damıtılmış Anılar” romanlarımda benim niyetim tarihi bir eserler dizini yaratmak değil. Yani tarihî roman yazmak gibi bir amacım yok. Eğer gerçekten tarihsel bir anlam yükleyeceksem, evet, bu başlangıçta köklerimin tarihi olacaktır. Sonrasında ise benim ve benimle hayat bulan karakterlerin tarihi olacaktır. Ama bu aynı zamanda bir bütünlük sağlamak açısından 10 ciltlik romanlarımın içeriğinde reel tarihten kaçamayacağım anlamına gelmemelidir. Ziyadesiyle benden öncesi ve sonrası ile birlikte yaşanılan zaman dilimlerinde elbette tarihi mekanlar, tarihi olaylar ve olgular belirleyecektir romanların akışını.

Ben de bunu roman dilini bozmamak adına dikkatle hazırlayacağım ve sunacağım ek belgeler ile desteklemek arzusundayım. (1)

Velhasıl;

Yakın akrabalarından dinlediklerinden sonra; kaydedilen kasetler ve alınan notlar ile yetinmeyip, kütüphanesinden elde ettiği ciddi kaynaklar sayesinde detaylarıyla ekler oluşturmayı tercih eden ve sahneye çıkan “şEREF sAYMAN”ın ilk anı-yaşam kitabının Olaylar & Olgular tanıtım belgeseli.

Tarihi Olaylar & Olgular

Uzun soluklu bir hayat romanının ilk volümünü tasarlıyorum. O da kendi özünde uzun sürecek bir eser. Kolay değil tastamam bir altmış sekiz yılın hikâyesi olacak bu. Haliyle koskoca 68 yılın tarihini de açmam gerekecek. Dünyada ve Türkiye’de neler olmuş, olaylar niçin, nerede ve nasıl gelişmiş, kimler sahne almış, kimleri etkilemiş, hemen hepsini ele alabilmeliyim. Tabi romanlarımın içeriğine yarayacak olan en etkili olanlarını seçmeliyim. Yoksa işin içinden çıkmam olanaksız olur.

Olay ve Olgu Nedir?

Belli bir süre içerisinde gerçekleşen, başlangıç ve bitiş zamanı ile beraber yeri belli olan durumlara ‘olay’ adı verilmektedir. Olaylar ekonomik, siyasi, dini, kültürel ve sosyal alanlardan oluşmaktadır.

Her birimiz gün içerisinde çok fazla olaylara şahitlik etmekteyiz. Bazı olayların ise birden fazla sebebi ve sonucu olmaktadır. Her olayın sonucu ise farklı kişileri farklı nedenlerle etkilemektedir. Tıpkı “Ateş düştüğü yeri yakar” deyimindeki gibi.

Diğer bir deyişle hayat içerisinde tek tek meydana gelen değişmelere tarihi olay diyebiliriz. “Yaşamımdan Damıtılmış Anılar” eserlerimin ilk romanında yer alacak 93 Harbi diye bilinen Osmanlı-Rus Savaşı, birinci ve ikinci meşrutiyetin ilanı, Balkan savaşları, birinci dünya savaşı, Rus devrimi, kurtuluş savaşı, cumhuriyetin ilanı, Ankara’nın Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti olması, ikinci dünya savaşı vb. gelişmeler birer olaydır.

Şüphesiz tarihi olayların farklı özellikleri bulunmaktadır.

Tarihi olayların özellikleri şunlardır:

  • Gerçekleştiği zaman bilinmelidir.
  • Olaylara neden olan sebepler belirlenmelidir.
  • Gerçekleşen yer tanınmalıdır.
  • Olayların yaşandığı yerde insanlar arasında bilinmeli ve yayılmalıdır.
  • Üzerinden belli bir zaman geçmiş olması gerekir.
  • Belirli kuralları bulunmamaktadır.

Gelelim birtakım olayların dayandığı sebepler ya da bu nedenlerin yol açtığı sonuçlar konusuna… Doğruluğu deneylerle kanıtlanmış, objektif ve somut olaylara ‘olgu’ denilmektedir. Olgular herkes tarafından kabul edilir.

Tarihsel olgu ise daha soyut ve genel olmaktadır. Tarihsel olgular tarihte aynı türlerde yaşanmış benzer olayları bir bütün olarak göstermektedir. Bu olayların sonucuna bağlı olarak da uzun sürede olan gelişmelere tarihsel olgu adı verilir.

Olay ve Olgu Arasındaki Farklar Nelerdir?

Karşılaştırmak gerekirse, olay ve olgu arasında belirgin farklılıklar bulunmaktadır. Olay ve olgu arasındaki farklar şunlardır:

  • Olayların gerçekleştiği belli bir zaman bulunur. Olgular ise zaman içerisinde gelişmektedir.
  • Olaylar somut gerçekler ve yaşanmış olan durumlardır. Olgular ise soyut kavramlardır.
  • Olaylar tek tek meydana gelmektedir. Tarihsel olgular ise olayları bir bütün olarak anlatmak için kullanılır.
  • Olaylar zamansal olarak olan durumu ifade etmektedir. Tarihsel olgu ise olay ve olayların sebeplerini yol açtığı sonuçları ve ortaya çıkmasında etkili olan faktörleri incelemektedir.
  • Olay yaşanmışlık olmaktadır. Tarihsel olgu ise bu yaşanmışlıklar hakkında toplumsal ve bireysel deneyimleri içermektedir.
  • Olaylar objektif ve herkes için geçerli olmaktadır. Tarihsel olgular ise insanların anlatılmalarından ve tarihçilerin yorumlanması sebebiyle objektif olmamaktadır.

Diğer bir deyişle; “olgular”, bilimsel verilere dayalı, kanıtlanabilir özellikteki bilgilerdir. Nesnel ve irade dışı oluşumlardır. Ve ne yazık ki sık sık “olaylar” ile karıştırılmaktadır. Kısaca; olay, insanları ilgilendiren iktisadi, siyasi, toplumsal, kültürel vb. alanlarda meydana gelen oluşumlardır. Olgu ise; oluşum süreci içinde ya da başka bir şeyin belirtisi olarak gözlemlenmiş olaylardan ibarettir.

Tarihi Olay ve Olgu Örnekleri

Tarihe bakıldığında pek çok olay ve olgu örneği ile karşılaşmak mümkündür. Yukarıda verdiğim bazı örneklerden başka bu romanıma (birinci cilt) konusu edilebilecek tarihte olay örnekleri her yıl bir ‘fihrist/içindekiler’ halinde vereceğim “ZAMANDİZİN” etiketi altında toplayacağım.

Romanımın Olay Örgüsü

YDA romanlarımın birinci volümü 68 yıldan oluşuyor demiştim. Yani 1876’dan 1944’e uzanan bir zaman süreci. Burada özellikle benden öncesi bir döneme işaret etmek istediğimden ve temelde köklerim söz konusu olunca onların hayatlarını çevreleyen olaylar ve olgular örgüsü bu cilde damgasını vuracağından şimdilik çok fazla detaylara girmeyeceğim.

Malum bir olgu üzerinde konuşurken, olayların etkileyici bir önem arz edebileceğini düşünenlerdenim. Gerçi herhangi bir olgu konuşulurken, öznel deneyimler konuyla ilgili olmayabilir. Olgular, ziyadesiyle doğada belirgindir. Eğitimli her bilinç bunu anlar.

Bir romanı kurgularken, düşünce alanında, olay ve olgu farkının anlaşılamaması ikili ilişkilerde büyük bir kısır döngü yaratacaktır. Oysa, eserimin ilk tasarımını yaparken bu gelinen aşamanın yalnızca bir başlangıçtan ibaret olduğunu söylemeliyim. Henüz, neden-sonuç ilişkisini kurmayı becerdiğimi eklemeliyim.

Romanımın olay örgüsü esasen birbiriyle hiç ilgisi olmayan olayların rast gele veya peş peşe sıralanması değil, haiz olduğu belli konular çevresinde var olan birden fazla olayın, sebep-sonuç ilişkisine bağlı bir biçimde oluşturdukları organik bütündür. (Doğrusu bu mevzuya daha çok Perde Arkası etiketi altında değineceğim.)

Olay örgüsünü, “eserde nakledilen hadise veya hadiseler zinciri” yahut “romanın içinde olan biten her şey” biçiminde de tanımlamak mümkündür.

Sebep-Sonuç Bağlantısı

Büyük dedem öldü, büyük ninem de öldü.” Dediğimde hikâye olacaktır. “Büyük dedem öldü, arkasından büyük ninem de öldü.” Dersek olay örgüsü olacaktır. (Neden sonuç ilgisi var.)

Bir başka ifadeyle, olay örgüsü; insanın insanla, insanın toplumla, insanın tabiatla, insanın kendisiyle olan mücadelesinden doğar. Romanımın olay örgüsü, çok büyük ölçüde böyle bir çatışmadan doğacaktır.

Mücadele veya çatışma, zıt güçler (sınıf farkı, işçi-patron, fakir-zengin, köylü-ağa vb.) veya zıt kutuplar (iyilik-kötülük, güzellik-çirkinlik, doğruluk-yanlışlık, mutluluk-mutsuzluk) arasında yaşanır. Zıt güç veya kutuplar, çoğunlukla somut varlıklarla (insan, tabiat, hayvan) temsil edilmekle birlikte, zaman zaman soyut kavramlarla (gelenek, töre, iyilik) da temsil edilebilirler.

Burada bir not düşmeliyim. Romanımdaki olayları kronolojik bir bütünsellik içerisinde yazmayı planlıyorum. Ancak anlatıcı olarak şahsımın tercih ve imkanları, bu kronolojiyi çoğu zaman bozabilir. Yani romanımda yer alacak hikâyeleri, baştan sona, sondan başa, ortadan sona, ortadan başa, sonra sona doğru anlatabilirim. Tarihte bir ileri iki geri, iki ileri bir geri vites değiştirebilirim.

Niyet, İnsana Özgüdür

Neden-sonuç ilişkileri bitmiş ilişkilerdir, tamamlanmışlardır. Anda, duyu algımıza çarpanlar, bize nedeni açıklamaz. Kuşkusuz, deneyim ile artık ne olup bittiğini biliriz: Soğuk havada su donar. Doğada buz gördüğümüzde, buz, bize neden buz durumuna geldiğini anlatmaz. Soğuk düşüncesi, katılaşmayı içermez çünkü. Neden-sonuç ilişkisini bilmek, olguyu bilmemizle sonuçlanır. Hava soğudu; su dondu. Biliriz ama anlamayız.

Amaç-neden ilişkisinin ötesine de işaret edilmiştir. Bu, Platon’da, entelekt olarak anılan akıldır. Tasavvufta, ‘gayî illet’ denir. Çıktığı yer soyut, varacağı yer soyut, bütünsel yönelim isteyen bir etkinlik. Niyet, insana özgüdür. Niyet, çoklu yapıda olamaz: Tektir. Amacına tutkuyla bağlı birinin dünyasını değiştirme olanağı vardır. İnsandaki tutkuyu fitilleyecek bir amaç olmadığı sürece, yaşam alışkanlıkların tekrarı haline gelir mecburen. Neden ve niçin aynı yanıtla yetinmez. Niçin, değerler alanına sürükleyen soru kalıbıdır.

Tarih Karakterlerimin Sahnesinde Canlı Bir Fondur

İngiliz idealizminin önemli temsilcilerinden birisi olan R. G. Collingwood’a göre, her insanın eylemi tarihe konu olmaz. Tarihçiler de böyle düşünürler: “Ne ki, kendilerine tarihsel insan eylemleri ile tarihsel olmayan insan eylemleri arasında nasıl ayırım yapılacağı sorulduğunda, ne diyeceklerini şaşırırlar. Biz şimdiki bakış açımızla bir yanıt önerebiliriz: insanın yapıp ettikleri, onun hayvansal doğası, güdüleri ve arzuları denebilecek şeyler belirlendiği sürece, tarihsel değildir; bu etkinlikler süreci doğal bir süreçtir. Bunun için, tarihçi, insanların yiyip içmesiyle, uyumasıyla, sevişmesiyle ve böylece doğal arzularını doyurmasıyla ilgilenmez; bu arzuların gelenek ve ahlâkça onaylayacak biçimde doyum bulduğu bir çerçeve olarak, düşünceleriyle yarattıkları toplumsal adetlerle ilgilenir.

Bense tarihsel olmayan köklerimin insan eylemlerini hayal dünyamda canlandıracağım. Yaşadıkları tarih düzleminde dinamik bir sahne düzenleyeceğim. O kadar. İşin insani boyutunu kendince ortaya çıkarmaya çalışacağım. Tarihe meraklı bir anlatıcı yazar ile tarihçi arasında yorum ve değerlendirme bakımından az da olsa bir benzerlik söz konusudur. Tarihin yorumlanmasına dair çıkan kitaplarda tarihçi ile tarihî roman yazanlar arasında aksiyon bakımından nasıl bir benzerlik varsa, ben de yer yer öyle kurgulayacağım romanlarımı.

İster istemez, tarihsel gerçeklikleri yeniden yorumlamamda, kendi dünya görüşüm ve hayatı algılama tarzım etkili olacaktır. Bunun bilincindeyim.

Ben Aslında Tarihî Roman Yazmıyorum

Sosyolog İlhan Tekeli, tarihçinin görevini şöyle açıklar: “Tarih ancak bugünden geçmişe gidilerek bir bütün olarak kavranabilir ve tarihçinin yaklaşımı da bugünden geçmişe giderek tarihi anlamak olmalıdır.

Benimse durumum daha farklıdır. Ben, aslında, tarihçinin sunduğu malzemeyi, tarihî ve sosyal kaynaklardan alıp okuduklarımı, duyduklarımdan ve efsanelerden elde ettiğim bilgiyi hayal dünyamda yoğuracak, tarihî malzemeyi romanımdaki insana ait duygularla, yaşama tarzıyla şekillendirerek sahneye çıkaracağım. Tarih, tarihî belgelerin yorumlanması ve yapılan araştırmaların artmasıyla sürekli olarak tamamlanmaktadır. O halde tarihin sürekli olarak kendini yenilemesi de kaçınılmazdır.

İlk belgelerden hareketle oluşturulmuş tarih, bulunan yeni belgeler ve getirilen yeni yorumlarla sürekli değiştirilir ve zenginleştirilir. Bu bağlamda diyebilirim ki, tarihsel gerçeklikle, tarihi olayları ve olguları hareket noktası alan romanlarımda tarihin yeniden yorumlanması söz konusu olacaktır. Gerçi romanlarımda daha fazla olmak kaydıyla ikisinde de aksiyon vardır. Fakat tarih, gerçek olmak iddiasındadır. Romanlarım ise, yalnızca benim tarihi kurgulamam sonucunda tarihçinin sunduğu malzemeden hareketle kendi gerçeklerimi sezdirmek maksadıyla kaleme alınacaktır.

Edebiyat da, tarihî roman bağlamında tarihle ilişki içerisindedir. İlk tarihî roman örneğini Walter Scott’un kaleme aldığı kabul edilir. Scott, İskoç halkına ait efsane ve halk hikâyelerini toplayarak kendi tarih bilgisiyle yoğurarak roman haline getirmiştir.

Romanlarımın yaşandığı kabul edilen olaylarla, benim kurgu dünyamın birleşimi sonucunda meydana gelecek olması çok doğaldır. Tabi genelde on ciltlik romanlarımın, özelde ise bu birinci cildin estetik boyutu da tartışmalı olacağı aşikardır. Tarih biliminin ışığında aydınlatılmış bir geçmişi ele alacağım. Bu nedenle edebî eserimin aktif yapısı ile tarihsel gerçeklik iç içe girmiş durumda olacaktır. Bundan niye korkayım ki? Yazmak cesarettir. Ve hatta doğrulara yaklaşarak köklerimin çevresinde gelişen olayları kurgulamak bile cesaretlerin en büyüğü sayılmaz mı?

Bütün bu gelişmelere rağmen, tarihin konusu veya hareket noktası, romanlarımla karşılaştırıldığında sınırlı kalacaktır. Romanlarım savaş, siyaset ve ekonomik hayata, okuyucuyu sıkmamak açısından, fazla girmeyecek olsam da; insana ve tabiata ait her şeyi herhangi bir sınırlama olmaksızın kurguya dayandırarak anlatabilirim.

İşte sonuç olarak bu özel etiketi ayrıca açıyorum: Olaylar ve Olgular

Bitirirken; bu romanla köklerimle sessizliğe geçtiğimi fısıldamak istiyorum siz okurlarıma, en azından bu sahnede, bu oyunda. Yaşam sahnesi mi? Evet, o sahnede yer alacak olayları ve olguları da türlü kaynaklardan süzerek derleyip ayrıca ekler halinde verecek olmam benim için büyük bir çalışmanın parçası.

Bkz: dİZİN “OLAYLAR / OLGULAR” ~ [1876-1944]

Şeref Sayman

Lara / Antalya, 1 Ocak 2008

(*) Önceki Makale: Cilt-1 “PERDE ARKASI”: Tanıtım Yazısı

(*) Sonraki Makale: Cilt-1 “BELGELER & VERİLER”: Tanıtım Yazısı

>>> [İçerik Dizini]

***📚***

DİPNOTLAR

  1. Ek belge, bir ana belgeye, metne ek olarak sunulan, onu destekleyici ya da tamamlayıcı bilgiler içeren dokümanlardır. Bu belgeler, tarihî süreçlerde, akademik çalışmalarda veya edebiyat dünyasında yaygın olarak kullanılmaktadır. Ek belgeler, ana belgenin içeriğini açıklığa kavuşturmak ve daha fazla ayrıntı sağlamak amacıyla oluşturulur. Ek belgeler, ana belgenin inandırıcılığını ve sağlamlığını artırırken, okuyucunun konu hakkında daha derin bir anlayış geliştirmesine yardımcı olur. Ayrıca, tarihî belgelerde eksiksiz bilgi sağlamak roman konsepti açısından da önemlidir. ↩︎
error: Content is protected !!