Hayırlısıyla Şu Türkiye Yolculuklarıma Döneyim Artık

Yine bir hayal dünyasındayım. Ütopyanın uç noktası da denilebilir. 2017’den bu yana her yılın başında en ince detaylarına kadar tur planlamasını yapıyorum. Güncelliyorum. Sonra ajanda duvarıma asıyorum. Ne var ki planladığım gibi gitmiyor bir türlü. Arızalar çıkıyor yol üstünde. Son 3 yıldır ise iyice çökmüş durumda. En son 2022 yılında çıkmıştım bisikletle Türkiye turlarına. Yarım kalmıştı o da. Nedense her sene benzer hikâye. Baktım ki olacak gibi değil, ben de bu yazıyı yayınlamaya karar verdim. Sırf hatırlatıcı niyetine. Kim bilir belki, o gün gerçekten gelir ve o şahane taslak plan atraksiyonu duvardan aşağı iner.

gEZENTİ bİSİKLET ~ E-2025/122

Esinti Tarihi: Çarşamba, 31.12.2025

ELBETTE ÜTOPYA SAFİ BİR HAYALDEN İBARET DEĞİL

Tabi değil. Sadece derin bir ön hazırlığın çok önemli bir parçası aynı zamanda. Plan sürecinin çıkış noktası aslında. Gerçekleştiğinde ütopya kategorisinden ayrılıyor ve “🚲TURNE” sayfalarına adını yazdırıyor. Ütopya benim için en değerli hazinedir. Ansiklopedik rehberimdir. Yol kılavuzumdur. Kâğıt üstünde, ekran yüzünde kalsa bile…

Çok önceleri 2017 düşlerim vardı. Derken 2018 ve 2019 sahneye adım attı. Muhteşem turlar ütopyadan çıkmış gerçek yollara dönüşmüştü. Sevindiriciydi. Mükemmeldi. Sonra inanılmaz bir şey oldu. Birdenbire dünyayı kasıp kavuran ve Türkiye’yi de bir felaket gibi saran Covid-19 pandemisine takıldım. Dünyadaki herkese acımasızca yaşattığı gibi 2020 benim de üstüme mermileri boşalttı. Yağan kurşunlar hayatımıza elek büyüklüğünde bir delik açtı… Evlerden çıkamaz olduk…

Sonra yaraları sarma zamanıydı. 2021 hayalleri kuruldu, belki 2020’nin hayal kırıklığını ezer geçer diye tahayyül edildi. Ama bu kez de neredeyse kontrolden çıkmış ve çoktan yayılmış olan salgın hastalığın (Corona virüsü) iğneli çemberine takıldı. Derken bir büyüğümüzün kurtuluşu ancak mucizeye bağlı kanser hastalığıyla boğuşacak olması gündemimize bomba tesirinde düştü. Bırakın yollara çıkmayı, neredeyse bulunduğum bölgeden dışarı kafamı uzatmayı bile aklımdan geçirmedim. İçimden gelmedi.

Tüm gelişen bu tersliklere bir de ilave olarak yaz boyunca yurdum ormanlarını saran yangınlar yüreğimi derinden sızlattı. Ve o çaresiz görüntüler ile siyasal İslamcı iktidarın garabeti bir kez daha benim bu ülkeye olan inancımı tümüyle ortadan kaldırdı. Maalesef yılsonunu da o aile büyüğümüzün kaybıyla noktaladık. Hem de yılbaşı gecesi.

Ancak hayat devam ediyordu. Etmeliydi de. İki yılın hayatımıza soktuğu buhranı ben bir şekilde doğaya çıkarsam alt edebileceğimi biliyordum. Zaman yollara seferber olma zamanıydı. Toparlandım ve tur planlamamı güncelleyerek 2022’nin Mart’ında İstanbul’a doğru yola çıktım. Planım tıkır tıkır işledi. Belki de hayatımın en teferruatlı İstanbul turları oldu. Eksik bıraktığım parçalara rağmen müthişti. Harikaydı.

TÜRKİYE TURLARINA UZAK BİR 2023-2024 ve 2025

2022 yılının planı ise İstanbul sonrası, Çanakkale’de takıldı. Saros Körfezi’nin kıyılarına çarptı. Kısaca, planlar suya düştü ve erteleme söz konusu oldu.

Ardından bu son üç yılda araya giren çeşitli ailevi sorunlar hayalimdeki bisiklet turlarını yapmamı engellemeye yetti. Frene basmak zorunda kaldım. Gerçi özel sebepler bahane değildi. Ama yine de plandan uzaklaşmamı tetikleyen reel faktörlerdi. Bu yüzden rotayı sırt çantalı yurt dışı seyahatlerine çevirmeyi tercih ettim. Ailemi de koluma takarak tabi. 2023, 2024 hatta kısmen de olsa 2025’in, sırf “GAZA GELDİM🚶🎒” mantığı açısından nispeten kazançlı geçtiği iddiasında bulunabilirim.

Ne var ki, “Bisikletle Türkiye” yolculuklarım yeniden ne zaman düğmeye basılır, bunu tam net olarak söyleyemiyorum. Açıkçası bilemiyorum. Tıkanmış durumdayım. Tek öngörebildiğim kısıtlayıcı unsurların hâlâ gündemimi meşgul ediyor olması. Buna bir de memleketin, dünyanın içinde bulunduğu güçlükler de eklenince mazeretim ikiye katlanıyor. Zira 2026’nın pek de hoş bir yıl olarak geçeceği görünmüyor.

The Economist” dergisi böyle yazıyor. Ben onun yalancısıyım.

İşte şimdi 2025’in şu son gününde… Çok özlediğim uzun muhabbetli bisiklet turlarına dair kurduğum yeni umutlar ve hayallerle bu makaleyi bir kez daha kaleme alıyorum. Umarım ütopyam yol gösterir, bol ikili bu yıl öncelleri olan seneleri aratmaz, tersine metaforik anlamına layık, umutların yeşerdiği bir yeni yıl olur. Çünkü amacım bu makale ile birlikte kendime memleket yolculuklarını yapma hırsımı hatırlatmak. Uzun lafı kısası hayallerimi gerçekleştirmek. Ve gerçekleştirene kadar da sürekli önüme getirmek. Kim bilir, belki bir etkisi olur! 😊

GEZEN GÜNLERİM OLMUŞTU

Kendimi bildim bileli gezerim, gezi yazılarına bayılırım. Ziyadesiyle güzel birer anı parçalarıdır. Çok severim yani. Gezen adama saygı duyarım. Gezi kitaplarını okurum. Bu tür yayınları önemserim. Okuduğum gezi kitaplarıyla ilgili yazılarımı zaten “🚲&📖” bölümünde takip ediyorsunuz.

Benim burada üç beş kelam eklemek istediğim sadece şu.

Ben de yaptığım bisiklet turlarını, sırt çantalı yurtiçi ve yurtdışı seyahatlerimi makalelerimde detaylı anlatıyorum. Bir gün kitaplaştırır mıyım bilemiyorum. (Galiba zamana bırakmak en iyisi.)

İki teker olsun; benim olsun

Yıllar içinde yaptığım bisiklet turları, ne motorlu araçlarla yaptığım yolculuklara ne de sırt çantalı maceralarıma benziyor. Onun tadı başka. Bir bisiklet turistinin gittiği yollar aynı yollar, karşılaştığı insanlar aynı insanlar, tarihi yerler, müzeler, galeriler, sokaklar aynı olsa da hisler farklı. Yokuşlarda hissedilen hisler, ayrı. Yüze çarpan rüzgâr, yağmur farklı alemlere savurmakta. Açık alanda istediğin yerde dur, zırt pırt fotoğraf çek, sonra yeniden pedalla. O duygu ne motorlu araçlarda var ne de sırt çantasının bel dayadığı bacaklarda.

Memleketin tenha, zor yolları, köyler ve ormanlık alanlar dahil, değişik zamanlarda, değişik coğrafyalara yapılan turların rotaları ile birlikte sürükleyici öyküleri bambaşka bir yaşam hikâyesi gibi. Dediğim gibi; geçilen yerdeki dağlar, taşlar, yollar aynıdır belki… Ama iki teker üzerinde olmanın verdiği farklı bakış açısıyla bütün bunlar bir anlamda ete kemiğe bürünür. Sanki usul usul geçilen her kilometredeki, bahsedilen her coğrafyadaki dağlar, taşlar, otlar, çiçekler, hayvanlar, evler, anıtlar, harabeler, ama en başta insan dile gelir. Her biri kendi hikayesini anlatır.

Benim de hikâyem böyle başlamıştı

İstanbul’u, Trakya’yı bir kertede değil birçok takvim yaprağında yeniden ama hep yeni baştan pedallamaya doyamamıştım. Bir keresinde… İzmit’ten Yalova’ya gidiyorum… Avuç dolusu virajlı ve trafiği akıcı asfalt bir yoldayım. Yuvacık barajının ötesinde Kungul Dağı tatlı tatlı yükseliyor önümde. Aytepe, Menekşe, Kaya Üstü, İnönü yaylaları bir görünüyor, bir kayboluyor. Aylardan kasım; sonbaharın en güzel zamanı ve havada yağmur bulutları belirtisi var. Ara ara çiseliyor. Toprak, gübre ve ot kokuyor her yer. Değirmendere taraflarında bir tarlanın kenarında 9-10 yaşlarında birkaç çocuk görüyorum. Boyunlarında kuş sapanları asılı. Çocukluğumu görüyorum onlarda. Gözlerim doluyor. Tarlada yemyeşil marullar ekili. Alabildiğine yayılmış. Beni fark ettiklerinde yanıma doğru koşturuyorlar.  Üşüşüyorlar etrafıma. Biri soruyor, “Abi bunun motoru yok mu? Yorulmuyor musun?” Bir diğeri atlıyor hemen, “Yalnız başına korkmuyor musun?” … Ah be çocuklar, yetişkin adama anlatamıyorum ben bunu, size nasıl anlatacağım. Yaşamak lazım. Yaşamadan kimse bilemez.

Tabi, uzunca zamandır programıma aldığım 13 turneyi bir yıla sığdırmam hiç mümkün değil. Zaten bırakın on üçünü; birini, üçünü hatta beşini yapmak bile benim için mucizevi olacağı kadar sevindirici olacaktır.

Velhasıl plan-program-proje yapmak yerine gelecek yılı da akışına bırakacağım.

Bir sonraki esintide görüşmek üzere

Mürekkebe banmış esintili Sevgilerimle,

Gezenti Şeref 

***…***

(*) Önceki Makale: Bisiklet Ne Garip!

(*) Sonraki Makale: 2025’in Tüm Sevimli/Sevimsiz Günlerini Anma Zamanı

>>> [iÇERİKdİZİNİ]

***📚***

error: Content is protected !!