Ütopik Turne~03 “MARMARİSTAN TURU” Davetiyesi

İstanbul’da yaşarken hep sürmek istemiştim bisikletimi Bursa’ya, Mustafakemalpaşa’ya, Trilye’ye, Yalova’ya ve hatta İznik’e. Ama hayatın içinde olan yoğun çalışma koşulları buna izin vermemişti. Belki de bahaneydi. Geçelim. Şimdi vesile bu ya, aklıma düşen MİSİ rotalarını, hazır yakınından geçerken, Manyas, Gönen ve Çan ve dönüş yolu icadımdır Çan’dan Arıklı’ya, Adatepe’den Babakale’ye, Dalyan’dan Troya’ya bütün yolları kat edebilirim. Yaklaşık bir ay süreceğini tasarladığım bu projemin adı da “MARMARİSTAN TURU”…

Çok yakın bir gelecekte; bir önceki “FIRDOLAYI ÇANAKKALE” turlarımın devamı niteliğinde tasarladığım, “MARMARİSTAN yolculuklarını 26 farklı rotada gerçekleştirmek niyetindeyim. Yenilemem gerekirse; aslında bu “Bisikletle Türkiye” serisinin üçüncüsü olacak.

Dolayısıyla; Marmara denizinin mavi gelinlik giymiş eşsiz güzelliğinden… Marmara Bölgesi’nin zengin uygarlık tarihinin ve farklı kültürlerin bir bileşkesini sunan coğrafyasına (eski medeniyetlerin tarihe iz bıraktığı antik kentler, anıt mezarlar, heykeller, müzeler vd.)… Şarap ve zeytinyağı kokulu adalarından bugüne değin hiç girmediğim köylerine kadar bol kamplı maceralar beni bekliyor olacak…

gEZENTİ şEREF ~ E-2026/006

Esinti Tarihi: Cuma, 30.01.2026

MARMARA’da BİR CEVELAN  

Minimum 26 gün sürecek fırıldak bir yolculuğun heyecanı içinde o kuduruk duyguları yaşamak nasıl bir şeydir, bilir misin? Bu gezime “Marmaristan Turu” adını verdim. Bir bölgeden öte kocaman bir ülke coğrafyasını andırdığından. Tıpkı Yunan-istan, Bulgar-istan, Macar-istan, Sırb-istan, Hind-istan, Habeş-istan gibi…

Marmara mıntıkası odaklı bu bisikletli turizm macerasına “Marmaros” lakabını da yakıştırabilirdim pekâlâ.

Hülasa ismini yörede çok miktarda çıkarılan ve Yunanca ‘mermer’ anlamına gelen ‘marmaros’tan alan, Balkan Yarımadası ile Anadolu arasında köprü niteliği taşıyan, aynı zamanda iki ana kıtayı, Avrupa ve Asya’yı birbirine bağlayan Marmara Bölgesi’ne tarihsel, kültürel ve sosyal bir yolculuk adlandırması da pek yakışırdı.

Nasıl Bir Güzergâh Başlangıcı?

[Türkiye Bitmeden Bisikletle Türkiye] projesi çerçevesinde bölgeyi kapsayacak yolculuğumda izleyeceğim rotalar… Mesafeler… Yolların niteliği… Gezilip görülecek tarihi ve doğal güzellikler… Konaklama… Yeme-içme… Ve yerel kültürler hakkında bilgi toplamak üzere pedallar dönmeye başladığında:

Önce Gelibolu’dan Çardak’a geçecek, belki Kumadası’nda bir gece konakladıktan sonra ertesi günü Biga Yarımadası’nda yer alan Kemer’e doğru devam edeceğim.

Daha sonra Çardak’tan çıkıp yönümü Biga-Bursa tabelasına çevireceğim.

Karabiga bu turda keşfetmem gereken önemli duraklardan biri. Köy meydanı, sahili filan derken istikamet, Fırıncık Limanı kumsalı olabilir mesela!!! Bildiğim kadarıyla Karabiga’nın geçmişi antik çağlara kadar uzanıyor. Biga Yarımadası’nda tarihi kalıntıları ve doğal güzellikleri ile tanınıyor. “Priapos Antik Kenti” gibi.

Az sonra bir de bakmışım Biga şehir merkezine giriyorum. Bisikletle ilk gelişim olacak mandalarıyla ünlü bu büyük ilçeye. Eti, köftesi ve tuzsuz beyaz peynirden yapılan peynir tatlısının lezzeti da ne şahane olurdu şimdi. Ah bir de Demirhindi şerbeti olacaktı ki, susuzluğumu alıversin. Bu şerbetin tadı çok güzeldir, hararete birebirdir.

Dalgana Bak Dalgan Büyüsün

Dalga geçecek zaman değil. Bandırma otoyoluna çıkıyorum. Osmaniye, Sinekci, Güvemalanı, Gönen Çayı’nı geçip Misakça’ya varıyorum. Tabelalarda yazmıyor ama aldığım yapışkanlı not kağıtlarında yazıyor:

Kazdağları’nın kuzey eteklerinden doğan Gönen Çayı, Kalkım ve Pazarköy çevresindeki küçük dereleri bünyesine aldıktan sonra büyür ve güneybatı – kuzeydoğu doğrultusunda dar boğazlardan geçerek Gönen Ovası’na oradan da Misakça’dan Marmara Denizi’ne dökülür.

Güzel, bereketli ve bilgilendirici bir not. Sonra ver elini Bandırma.

Tarihte Kizikos, Panderma, Panormos gibi adlar alan Bandırma çok eski bir yerleşim merkezi.

Adı Güzel ama Şimdilerde Çimento Yığını

Bursa’yı Mustafakemalpaşa’ya bağlayan asfalt yol hem çok geniş hem de beni daha az yoracak bir şehirlerarası yolmuş. Eh, nasılsa bu Marmaristan yolculuk güzergâhımda bol miktarda köy yollarında seyir mevcut ve ben bir yığın köylere girip çıkacağım. Öyleyse arada sırada gürültüsüne ve trafiğine rağmen bu ana yolları da kullanmalıyım, diye düşünüyorum.

Mustafakemalpaşa Türkiye’nin en güzel isimli ilçesi olduğu için galiba ismi en çok sesli ilçesi aynı zamanda. Ama son gördüğüm fotoğraflar fena irkiltti beni. Bu memleket nereye gidiyor, tanrım! Dehşet verici manzaralar…

Neyse. Rotamdaki Suuçtu Şelalesini hiç es geçemem. Listemin beş yıldızlı noktalarından biri. Uluabat’ı geçtim diyelim. Göl manzarası eşliğinde yolculuk devam ediyor. Sonraki gelen tabelada Gölyazı yazmakta. Kal kalabildiğin kadar. Gölde yüz. Sandal turu yap. Balık tut. Gözleme ye. Çınar ağacı altında demli çay iç. Roma’dan kalma kalıntıları, harabeleri gör. Aktivite gani.

Trilye’de Sokak Anıları Misi’de Bisiklet Parkurları

Tabi hemen ardından yolculuk devam etsin… Köy yollarından tırmanıp varabileceğim hedefime. İn çık, in çık… Büyükbalıklı, Konaklı, Çınarlı, Kaymakoba yolu ile Trilye’ye… Nam-ı diğer Zeytinbağı’na… Eminim her yer zeytin ve yağıyla ilgili dükkânlarla dolu olacaktır. Sanırım bu ilçede geçireceğim zamanı çok iyi planlamalıyım.

Gönülsüzce de olsa Trilye’den ayrılmak zorundayım. Hemen hemen dağ köylerinde rastladığım türden bir yerleşim merkezi olduğundan sakın apışıp kalma. Sürpriz değil yani. Yol bir tırmanışla başlayacak. Birkaç çıkış ve inişten sonra Kumyaka’ya varıyorum. Arnavutköy’ü de geçince Bebek değil tabi, Mudanya’nın ta kendisi!

Mudanya, İÖ 700’lerde İyonlu Kolonistlerden Kolofonlular tarafından kurulmuş, tarihi ve coğrafik özelliği sebebiyle yaşayan insanların dikkat ve özenini çekmiş şirin bir sahil kenti… Şirin. Sevimli. Biraz Gelibolu, daha fazla Çanakkale havası var. Kordonboyunun (İnönü Bulvarı) sonunda, Mudanya Mütarekesi’nin imzalandığı ahşap yalıya da zaman ayıracağımdan hiç şüphem yok.

Şimdi Ne Cihete?

Varsayalım Mudanya çıkışında gidonumu Güzelyalı’ya doğru kırdım. Bu ülkede ne çok Güzelyalı var. Çocukluğumun Güzelyalı’sı benim İstanbul’da sevdiğim, en güzel sahile sahip bir yerdi. Şimdi orası da betona teslim. Tıpkı Tuzla, Kurtkiremit gibi… Çanakkale’nin Güzelyalı’sı hâlâ güzelliğini koruyor. Onu “Fırdolayı Çanakkale” turlarım esnasında tanıtacağım.

Buradaki Güzelyalı’nın geçmişi çağlar boyunca bir bölümünün parçası olduğundan Mudanya Bölgesi tarihçesi ile bir bütün oluşturmakta ve ‘Eski Burgaz Köyü’ olarak biliniyor…

Amanıııın!!! Yörükali köyüne dönen sapakta köye giden yolun başındayım. Vışşş, önümde tüm heybetiyle uzanan rampayı görünce irkilmeden edemiyorum… Kan ter içinde ilerlerken zeytinlikleri gözüme batırıyorlar yol boyunca. Hasköy, Balabancık, İrfaniye köylerini geçince Görükle’de soluk almanın ferahlığı.

Uludağ Üniversitesi’ni barındıran bu köyün gerçek kısmı, yani küçük evlerin, tarlaların, kıraathanelerin, caminin bulunduğu yerler, eh fena değil cinsinden. Haritaya göz atıyorum. Bursa radarıma takılıyor.

Bursa Kumaşı, Borsa Kumaşı Değil

Ne yalan söyleyeyim; MİSİ parkurları, İnkaya ve Saitabat köyleri başlı başına görülmesi gereken yerlerin önünde geliyor. Sanırım 26 gün 46 güne çıkabilir. Ha-ha-ha.

Osmanlı’yı bir beylikten imparatorluğa taşıyan Bursa’nın tarihi yerleri geliyor. Cumhuriyet’in yeşil Bursa’sı ile bugünün beton altında çığlık atan Bursa’sı çok farklı tabi. Yine de gezmeye değer. Bedeli ne olursa olsun.

Lafı Daha Fazla Uzatmayayım

Artık buradan sonra kapalı devreye Çanakkale’ye dönüş yolculuğu giriyor. Batı’ya altına hücum dermişim. 😊😊😊 Güzergâhta yine Mustafakemalpaşa var.

Marmaristan” yolculuğumun bu ilgi çekici Batı’ya yoluculuk bölümünde, Bursa’yı Mustafakemalpaşa’ya bağlayan çok geniş ve beni daha az yoracak asfaltı düzgün şehirlerarası yolu tercih etmek yerine daha dik ve uzun rampaları bulunmasına rağmen sürprizi daha fazla olan, ve fakat hem gürültüsü daha az hem de beni daha çok mutlu edecek bir güzergah olmasından kuşku duymadığım, Uluabat Gölü’nün kıyısından kenarından, gölün güney cephesindeki köy yollarından Mustafakemalpaşa’ya varmak, oradan da Manyas’a ulaşmayı kararlaştırıyorum.

Manyas’tan sonra 2 yol var. İlki hemen karayoluna bağlanıp gidiyor. Bölceağaç, Salur, Hamamlı, Akçaova, Saraçlar üzerinden. Diğeri 4 km daha uzun ama köy içinden geçip karayoluna bağlanıyor. İkincisini tercih edeceğimi adım gibi biliyorum. Termalden giden. Zaten Çakırca’dan Şevketiye’ye sapınca yine Akçaova’ya çıkıyor. Sonrası birincisiyle aynı parkur.

Kadim Kaplıcalar Krallığında Bir Velespit

Belki de Manyas Gölü’nü ve Manyas Kuş Cenneti’ni bir başka sefere planlayabilirim. Bu yüzden bu zarif yeryüzü cennetine bu turda uğramayı es geçebilirim. Bayramiç, Saraçlar, Gökçesu, Kalfaköy derken bir de bakmışım karşımda ilçenin girişinde dikili Gönen levhası.

Fakir fukaradan krallara kadar yüzyıllardır çeşitli hastalıkların pençesinde kıvranan sayısız insana yaşama umudu aşılayan Gönen, şehirleşme tarihinde “kaplıca şehri” ya da “şifa şehri” olarak tanınmaktadır deniliyor ya ben de kapağı bir kaplıca tesisine atabilirim. Söz konusu şifaysa gerisi teferruattır.

Yenice’ye gidecek yolum ise 50 km gibi bir mesafede. Tabiatıyla Gönen’den yükseleceğim. Gök mavisine karışacağım. Gönen Çayı üzerinden geçip soldan Muratlı yönüne… Karaağaçalan ilk gelen köy, hemen arkasından da Muratlar köyü gelecek…

Korkunun Ecele Faydası Olmaz Demişler, Pışşık!

Birkaç kilometre kadar sonra sağda Kumköy, yolum içinden geçmeyecek ama. Soldan barajın üzerinden giden yol ile Ilıcaoba’ya gidiliyor. Üstelik Ekşidere’ye buradan da gidilebiliyor. Yol üzerindeki köylerin çoğunun ismi oba ile bitmekte. Ilıcaoba, Ortaoba, Güzeloba, Hacıvelioba

Ama dağlık bölgede ormanlık alan ve tek tük geçen araba dışında kimsecikler olmayacak. Biraz fazlasıyla ürkütücü. Umarım başıma bir şeyler gelmeden sürüşüme devam edebilirim. Korkuları yenmenin en güzel yolu, ara sıra tıkınmak ve çevreye duyarlı ses çıkarmaktır. Maazallah, yolumu ayı, kurt, domuz, vahşi köpek filan çıkıp kesmesin.

Çam ağaçlarıyla kaplı bir bölgede pedal çevirmek… Reçine kokusu yoğun… Gönen Çayı’nın aktığı Gönen Barajı bir anda karşımda… Karaköy, Çakır köyleri filan derken Yenice tabelası. Hemen bir foto… İÖ 2000’li yıllarda bu bölgede, Bitinler yaşamışlardır… Hemen kafamda tasarlıyorum. Mutlaka bir gün de uygarlıklar dizime uygun “Bitinya Krallığı” turu yapmalıyım.

Çanakkale’nin Çıngırağı Kaz Dağlarının

Çan, Yenice’ye 20-25 km gibi bir mesafede. Üstelik de yokuş aşağı neredeyse. Nerden mi biliyorum. Dört bacaklı otomobilimizden tabi ki. Yalnız bisikletle ilk kez yapacağım bir tur ütopyası bu.

Çan’dan sonra 1 km’lik rampayı tırmanarak başlayacak dimdik yolum. Gelen kavşaktan sola giden yol ise buraya varacağım Yenice yolu. Sağa düz gidersen Atikhisar Barajı, Çanakkale. Ben ne yaparım? Kuşkusuz karşı soldan, Kazdağı Thermal Resort yazan koca panoyu izler, Evciler yönüne doğru pedal çeviririm…

Alplerden sonra dünyanın en fazla oksijen üreten Kaz Dağları’nı geçmek epeyce heyecan verici olacaktır. Yazarken bile bol bol, derin derin havayı çekiyorum içime. Kazdağı, Antik dönemlerde “İda” olarak adlandırılmış ve pek çok önemli olaya ev sahipliği yapmış. Mitolojik efsaneyi o gün geldiğinde çok detaylı anlatırım.

Takip etmeyi tasarladığım parkura gelince… Yolum Terziaalan ve yakınında bulunan Terzialan Göleti yakınında kamp kurarak… Sonrasında ise sırasıyla:

BardakçılarKızılelmaKaraköyÇırpılarToluklarDağoba ve Evciler şeklinde sürecek. Hemen akabinde programımda yer alan yerleşke Ayazma Pınarı Tabiat Parkı. Geceyi Ayazma Kamping’de çadır kurarak geçirmeyi hedefliyorum. Mitolojide Afrodit, Hera ve Athena arasındaki “Dünyanın İlk Güzellik Yarışması”nın burada yapıldığına inanılıyor. Ve bunu yaşatmak için her yıl ağustos ayında “Sarıkız Şenliği” düzenleniyor. O vakte uydurabilir miyim bilemedim şimdi?

Yol Uzatmanın da Bir Mantığı Var

Evciler’den ayrılıp Ayazma Yolu’nu takip ederek anayola bağlanacağım muhakkak. Külcüler köyü yönünden… Bölgede her yerde ılıcalar var… Külcüler Ilıcası’nı geçmekteyim… Başımın üstünde Bayramiç Barajı uzakta kendini gösteriyor. Derken Üzümlü köyü… Ve çok geçmeden Bayramiç levhası görünüyor. Kutluoba’ya kadar yol dümdüz seyrediyor, 4 km civarında. Ve beklenen tırmanış başlıyor. Çaldağı tırmanışı iflah kesici türden. Alakeçi istikametinde ise yavaş yavaş ilerleyişimi sürdürüyorum.

Bu dağlarda mitolojik tanrılarla bisiklet sürmek çok zevkli. Daha şimdiden havaya girdim sayılır. Zira o çağlarda gökyüzünde, yüksek dağların doruklarında tanrılar ve tanrıçalar yaşardı. Bu tanrılar insanların kaderlerini belirler, onlarla evlenir, yarı tanrı yarı insan çocuklar doğardı. Bu tanrı ve tanrıçaların en büyüğü Zeus’tu. Hadi bakalım, Zeus baba götür beni Prometheus’uma…

Alakeçi de geçilince yol düzlenir ve iniş başlar. Dağahmetçe’ye sakın girme dışından geç. İn çık, in çık, bu şekilde Kısacık köyüne kadar gelmişim. Kısa süren bir modadan sonra güzelliği tartışmalı Güzelköy. Çaltı’ya kadar, bu defa iniş şeklinde, 3-4 km. Böyle de hızlı inemezsin, sürekli frenlemek, balatalar falan biter gider. Dağ başında frensiz kalırsın valla. Antik tanrılara sığın ya da pabuçlara kuvvet!

Vur Kendini Dağlara, Irmaklara, Mezralara

Heyt be! O ne? Sağımda Tuzla Çayı. Muhteşem görünüyor. Troya efsanesi nereden nereye. Bütün bu dağlar onu haykırıyor. Anlatmakla bitmez. Öyle kaptırmışım ki kendimi efsaneye, Çaltı köyüne ulaştığımın bile farkında değilim. Yeniçam’dan ayrılır ayrılmaz yörünge bir kısa inişle Ayvacık yoluna bağlanıyor. Karayolu gürültüsü hiç çekilmiyor. İnsanın kulaklarını uğuldatıyor. Ve bu yüzden Arıklı sapağında ayrılıyorum… Hırıltılı ve aşırı yoğun anayoldan…

Küçükkuyu’ya komşu bir de eski adı Büyük Çetmi olan Yeşilyurt köyü var. Köyün 700 yıllık bir geçmişi olduğu sanılıyor. Yüzyıllar boyu Rumlar ve Türklerin birlikte yaşadıkları köy, taş evleri… Arnavut kaldırımı sokakları… Geniş köy meydanı… Tarihi camii ve çevresindeki zeytinlikleri… Çam ormanları… Mezarlığındaki servileri ve çeşit çeşit meyve ağaçlarıyla bir Ege/Akdeniz havası sunuyor.

Adatepe’den Babakale’ye 60 km bir mesafe söz konusu. Her mesafe hem çok uzak hem de çok yakın olduğundan telaşeye vermek kitabımda yazmaz… Sözün gelişi; yolumun üstünde Ahmetçe köyüne çıkan bir sapaktayım. Köy yaklaşık 5 km uzaklıkta. Ancak ta tepede kurulu olduğu için 420 metre gibi muazzam bir tırmanışa ben yokum diyorum. Ve Behramkale yönünde yoluma düz devam ediyorum. İstikamet Bektaş, Behramkale yönüne, sahil yolundan devam etmek daha kârlı. Yol üstündeki sapaklardan bir yığın köye çıkılıyor.

3000 Yıllık Köklü Bir Tarihi Kent 

Büyükhusun köyüne çıkan sapağı da geçtikten sonra yol kıvrılarak deniz seviyesinden uzaklaşıyor ve biraz içerilere doğru devam ediyor… Yaklaşık 2 km sonra Behram kavşağı geliyor. Sola sap gitsin… Artık tarihi ve kültür zengini Asos görünür vaziyette… Antik Çağda “Troas” diye adlandırılan bölgenin güney ucunda volkanik bir tepenin zirvesi ve yamaçlarında, Midilli adasının karşısında kurulmuş muhteşem bir yer.

Yüksekçe kayalıklar üzerinde kurulmuş olan Bektaş köyü batı ve güney tarafı çukur ve hayvan yatırmaya ve gözetlemeye müsait. Buradan 3 km gibi bir yoldan Sivrice koyuna iniliyormuş. Şimdi inmeden olmaz… Hadi diyorum Pire’ye, pedallar Bektaşi hedefimiz Sivrice!

Ehh artık Bektaş’tan ayrılma vakti. Art arda gelen köyler şöyle:

Balabanlı, Koyunevi, Bademli ve Kocaköy… Sonra eski adı Külahlı olan Gülpınar köyüne giriliyor. Beldesinde bulunan Symintheion kutsal alanı, Apollon’a adanmış Helenistik döneminin en önemli kutsal alanlarından bir tanesi. Sakın ha, görmeden devam etme!

Gülpınar sonrası yönüm kuzeye dönecek. İşte Tuzla’dayım. Tuzla Roma Köprüsü, Tuzla köyü sınırları içinde, Tuzla ovasında Kemer Köprü mevkiinde. Çek bir sürü fotoğraf, selfie. Babadere geçiliyor, Kösedere geliyor… Hey, işte Tavaklı İskelesi yazısı!

Şarapçı Adaya Uğramadan Olur mu? 

Ezine~Gülpınar Yolu üzerinde veya yakınındaki köylere çıkan sapaklardan geçiyorum. Bunlardan biri de Akçakeçili köyüne çıkan yol ayrımı. Kestanbol Kaplıcaları’ndan sonra soldan gidilirse Alexandria Troas antik kentine, aynı zamanda Dalyan ve Bozcaada’ya geçmek için Geyikli İskelesi’ne ulaşılıyor. Ki ben de zaten öyle yapacağım. Şaraplamak ve bordolaşmak için… Artık adada kaç gün kalırım, bilinmez. Ayılana kadar sürer herhalde. 😊

Bozcaada Şarap Bağları Sonrası Antik Troya

Geyikli, Dalyan filan derken, Körüktaşı’na doğru inen yol sonrasında değişiyor. Böyle bir not karalamışım yapışkanlı mesaj kâğıdıma. Günün bu kısmında en güçlü yokuşunu bir pehlivan gibi tırmanıp Koçali’ye ulaşacağım… Niçin mi? Çanakkale savaşlarında 15 Haziran 1915’te şehit olan Ezineli Yahya Çavuş, Koçali köyündendir. Onun pehlivanlığına özeneceğim.

Koçali’den ayrıldıktan sonra, şaaak direkt Ezine’ye çıkmak yerine yakındaki Kemallı köyünü de bir göreyim diyorum. Bozcaada karşısında bulunan tarihi Kemallı Köyü, Roma dönemine ait Alexandria Troas Antik Kenti ile komşu konumda.

Ezine~Geyikli Yolu’na çıkmadan önce sağda bir sapak çıkıyor karşıma. Buradan Aladağ köyüne çıkılıyor… Sonra ver elini Ezine peyniri…

Ezine’den çıktıktan ve ilk tırmanışı tamamladıktan ve bunun benzeri, ama daha yayılmış şekliyle bir tane daha, sonra bir tane daha geride bıraktıktan sonra Akçapınar, Akçeşme, Civler, Gökçalı sapakları da geçilince solda Tevfikiye ve Troya artık gözükmeye başlar…

Marmaristan Yolculuğunun Sonu

Halileli, Dümrek, Kumkale, İntepe sapakları da geçilince Çanakkale artık yağlıboya tablosunun baş köşesinde. Nihayet Çanakkale Boğazı’nı net biçimde görebiliyorum, epey yüksekteyim, demek ki… Sırada Güzelyalı’ya doğru epey zevkli sürecek iniş beni beklemekte.

Dardanos, Kepez, Lâpseki derken göz açıncaya kadar Gelibolu’ya martıları çalan feribotu kapatmış sayılırım.

Şaka gibi bir ütopya işte. Yazarken bile büyük heyecan duydum. Gerçekten 27 gün mü sürer, pek emin değilim. Huyumu bildiğimden kati bir yanıt veremem buna. 27’den asla az olamaz ama 37, 47 ve hatta 57 bile olabilir. Açıkçası gezeceğim, göreceğim, keşfedeceğim yerlerin sayısı belirleyecek bunu. Bir de konaklayacağım wildkamp tesislerinin ve diğer iktisatlı pansiyonların konforu.

27 gün dahi az sayılmaz evden ve aileden ayrı kalmak için. İnsan özler. Ne garip değil mi? Önce gitmek için can atarsın, sonra da dönmek için. İnsanoğlu işte!!!! Hadi, söz gelimi, 27 gün çabuk geçti diyelim… Ovalar geçtim, dağlar aştım, derelerde ve çeşmelerde yıkandım, soğuk sular içtim, yoruldum, terledim, denize daldım, göle girdim, şelale altlarında keyifle ıslandım, manzaranın tadına, tarihin derinliklerine daldım… Maneviyatımı ölçtüm, görülecek yerleri fazlasıyla gördüm, bazı eksik yerler de bıraktım… E, ama insanım ben. Yine gideyim geri kalanını göreyim isterim…

NEYİ PROGRAMLAMIŞTIM?  

Yukarıda tafsilatlı söz ettiğim ütopik rotanın özetine bakalım mı?

Bu makaleyi yazarken elimin değdiği güzergâhı kafamdan uydurmadım tabi. Daha önce “Bisikletle “MARMARİSTAN” Gezilerim” adını taşıyan projemin kapsamında yapmayı tasarladığım tüm gezilerin uzun, detaylı bir listesini çıkarmıştım. Toplamda 26+1 turdan ibaret programım çok iyi hazırlanmıştı ve oldukça kapsayıcıydı. Artı bir, kısa bir dinlenme molası ve bir sonraki adımın hazırlıkları namına Saros Körfezi kıyısındaki evimize dönüş rotası olduğu için ayırmıştım.

İşte bugün yeniden o zihinsel olarak hazırladığım programın bütünselliğine aynen sadık kalabileceğimi düşünüyorum.

(3) Bisikletle “MARMARİSTAN” Gezileri

(3.1) Birinci İstasyon ~ ÇARDAK KUM ADASI

(3.2) İkinci İstasyon ~ KEMER (PARION)

(3.3) Üçüncü İstasyon ~ KARABİGA FIRINCIK LİMANI

(3.4) Dördüncü İstasyon ~ BELKIS: KAPIDAĞ YARIMADASI

(3.5) Beşinci İstasyon ~ SUUÇTU ŞELALESİ

(3.6) Altıncı İstasyon ~ GÖLYAZI

(3.7) Yedinci İstasyon ~ TRİLYE (Zeytinbağı)

(3.8) Sekizinci İstasyon ~ GÖRÜKLE & MİSİ

(3.9) Dokuzuncu İstasyon ~ SAİTABAT ŞELALESİ

(3.10) Onuncu İstasyon ~ BURSA

(3.11) On Birinci İstasyon ~ BURSA ŞEHİR TURU

(3.12) On İkinci İstasyon ~ MUSTAFAKEMALPAŞA

(3.13) On Üçüncü İstasyon ~ MANYAS

(3.14) On Dördüncü İstasyon ~ GÖNEN

(3.15) On Beşinci İstasyon ~ YENİCE

(3.16) On Altıncı İstasyon ~ ÇAN

(3.17) On Yedinci İstasyon ~ EVCİLER

(3.18) On Sekizinci İstasyon ~ AYAZMA PINARI TABİAT PARKI

(3.19) On Dokuzuncu İstasyon ~ BAYRAMİÇ

(3.20) Yirminci İstasyon ~ ARIKLI

(3.21) Yirmi Birinci İstasyon ~ ADATEPE

(3.22) Yirmi İkinci İstasyon ~ BABAKALE

(3.23) Yirmi Üçüncü İstasyon ~ DALYAN

(3.24) Yirmi Dördüncü İstasyon ~ BOZCAADA

(3.25) Yirmi Beşinci İstasyon ~ GEYİKLİ

(3.26) Yirmi Altıncı İstasyon ~ TROYA

(3) Bisikletle “TROYA’dan SAROS’a” Dönüş

(3.27) Troya’dan Saros’a ~ LAPSEKİ & GELİBOLU

ROTA: “ÇANAK KÖYLER’den SİSLİ ÇANAKLAR’a” – “ÇANAKKALE KÖYLERİ” turu ile devam edecek…

Hem yukarıdaki proje-tabloyu uygulayana kadar hatırlatıcı duvarımdan indirmemek kaydıyla her daim göz önünde bulunduracağım.

İzlemede kalınız efendim…

Bir sonraki esintide görüşmek üzere

Mürekkebe banmış esintili Sevgilerimle,

Gezenti Şeref

***…***

(*) Önceki Makale: Ütopik Turne~02 “FIRDOLAYI ÇANAKKALE” Gözden Geçirilmiş

(*) Sonraki Makale: Ütopik Turne~04 “ÇANAK KÖYLER” Projesi

>>> [iÇERİKdİZİNİ]

***📚***

error: Content is protected !!