Çelik Gibi, Mesut ve Huzurlu Bol Gezmeli Bir Yıl Diliyorum

2025 yılının son günü. Bu aynı zamanda tuhaflıklarla geçen koca bir senenin şutlanma seferberliğinin vakti zamanı. Az önce 25’lik son bisiklet turumu yaptım. Koşar pedallarla adına ev denilen mekâna geldim. (Babaeski benim açımdan hep bir misafirhane olarak sayıldığından böyle dedim.) Spotify kanalını açtım. Yılbaşı şarkılarından oluşturduğum müzik demetini dinlemek, kalorifer başında kendi sıcak dünyama çekilip bu son mektubu yazmak için. Mektup dediğimse yılın son makalesi.

gEZENTİ şEREF ~ E-2025/125

Esinti Tarihi: Çarşamba, 31.12.2025

GİDEN GÜNLERİM OLDU

Oysaki şimdi Saros’da olmalıydım. Ne işim var bu kırsalda anlayamıyorum. Ne tuzlu bir deniz var, ne bir pupa yelkenli ne de doğru dürüst bir akarsu. Varsa yoksa boklu bir dere. Herhangi bir antik kent, ören yeri, tarihi eser filan da yok zaten. Müze, sanat galerisi, kütüphane desen o da eksik kalanlar arasında. Müzelik, sergilik insanlarından gayrı. Varsa da kimselere hayrı yok. Kıraathanelerinden, birahanelerinden, rantçı emlakçılarından başka ne var ki gözle görülebilecek.

Halbuki orada olsaydım… Beyaza durmuş eski evimizin, kırmızı kiremitli çatısının üzerinden bir yıldız kayardı.

İmbat çıkardı akşam saatlerinde… Gün yavaş yavaş kaybolurken poyraz patlardı Korudağı tarafından.

Deniz bir başka denize karışırdı, serçe cıvıltıları duyulurdu.

Belki de ruhları bir olmuş düşsel yelkenlilerin renkli atlaslarında, deniz kabuklarının yaşamla kucaklaştığı anda, kıran suların inatçılığı çıkardı karşıma.

Bir anda zaman dururdu…

Geçmişin derinliklerinden gelen sesler kaplardı çevremi…

Doğanın giderek yok olduğunu görmek insanın içini acıtıyor. Eninde sonunda sıra Babaeski’ye geldi. Edirne’yi, Kırklareli’ni, Lüleburgaz’ı haşat ettiler, bitirdiler. İştahları bir türlü bitmek bilmiyor bu manyak, azgın müteahhit takımının. Rantın kokusunu alan gayrimenkulcü şarlatan cirit atmaya başladı ufacık kasabada. 100’ün üzerinde emlakçı, gayrimenkulcü doluştu, yerleşti dört bir yana. İlçe milletini, köylüyü kandırmak o kadar kolay ki. Koy avucunun içine birkaç kuruş, ver bir iki daire, adam zaten dünden razı sanki. Şimdi bakıyorum da birkaç yıla kalmaz burada da bahçeli ev saltanatı kalmaz. Yok olur gider. Sonra ver elini ‘moderen’ beton mezarlığı!

Oysa şimdi göğsünü Melas Kolpos’a övünçle dayamış yaşam evimde olsaydım.

Beyaza durmuş o eski evin bahçesindeki ıhlamur ağacının dibine oturup, lacivert sulara bakardım…

Güneş kaybolurdu Saros Körfezi’nin üzerinden… Tatlı, tatlı…

Karlı bir akşamüstü olsun isterdim…

Ardından kış güneşinin açmasını. Gelibolu Yarımadası’nın sınırları dışında güneşin batmasını, yıldızların parlamasını…

İstemekle olmuyor bunlar…

Hep yağmur çiseliyor!..

***…***

Gökyüzüne bakıyorum. Grimsi bir sis sarıyor Babaeski’nin etrafını. Birden çatılarda kulakları tırmalayan karga sesleri…

Deniz buraya hep uzakta. Kilometrelerce ötede. Bulanık derelerden bol ne var. Al sana akarsu deyip gözünün içine sokuyor adeta. Soğuk ölü çamurlu suların griliği içinde. Balıkçı motorları yok burada. Varsa yoksa vıraklayan kurbağalar.

Temel atma törenlerine doğru yol alan bet damperliler.

Oysa şimdi Saros Körfezi’nde olmalıydım. Bahçemdeki yılbaşı ağacı bile nasıl tomurcuk çiçekleriyle süslemiştir etrafı. Kokina çiçeği de diyorlar. Düz sürgünleri kladod olarak bilinen ve sert, dikenli yaprak görünümü veren, alçak, herdem yeşil, iki evcikli çalıdan ibaret. Çiçekleri kırmızı meyveyi andırır. Kokusuzdur ama hoş görünüşlüdür. Demetini 300-500 TL’den satıyorlarmış. Toplayıp satsam milyoner olurdum herhalde. 😊

İskeleye tırmanmaya çalışan bir karaltı görür gibi oluyorum. Islanmış saçlarıyla dolaşan bir deniz kızı bu. Umutsuz yarınlara doğru kavuşmaya çalışıyor bir delikanlıyla.

Bu gece saatler kolay kolay gece yarısını geçmeyecek. Işıklar hiç sönmeyecek evlerde. Sabahın erken saatlerine kadar sürecek. Kimi evde pür neşe, kimi evde hüzünlere karışmış keder.

Kumsalda sessizliğin sesinde bir hıçkırık. Deniz kızı mı ağlıyor, oğlan mı belli değil!..

Bense onları seyrediyorum!..

İspanyol şair Juan Ramon Jimenez’in masumiyete bürünmüş yüzü sert bir öfkeye dönüşüyor delice…

Yıllanmış pikapta bir plak dönüyor sessizce…

Gözlerimi kaçırıyorum deniz kızından, oğlandan, kumsaldan…

Odanın içinde bir sehpa, masa ve koltuk… Başucumda kitap rafları… Gözüm kadar yakın bir LED TV…

Camlar titriyor rüzgârdan…

Kar gelir mi acep?

2025 Yalan Oldu, Kısmetse 2026’ya…

Bu yıl da planladığım gibi gitmedi. Planlarım zaten 3 yıldır çökmüş durumda. En son 2022 yılında çıkmıştım bisikletle Türkiye turlarına. Yarım kalmıştı o da. Önce Covid-19 çarpmıştı, engellemişti. İki yılıma mal olmuştu. Sonra bu son üç yılda araya giren çeşitli ailevi sorunlar hayalimdeki bisiklet turlarını yapmamı engellemişti. Özel sebepler bahane değildi ama gerçekten de uzaklaşmamı frenleyen faktörlerdi. Bu yüzden rotayı sırt çantalı yurt dışı seyahatlerine çevirmiştim. Ailemi de koluma takarak tabi. 2023, 2024 hatta kısmen de olsa 2025’in, sırf bu açıdan bakıldığında, oldukça verimli geçtiğini iddia edebilirim.

Ne var ki, bisikletle Türkiye yolculuklarım yeniden ne zaman düğmeye basılır, bunu tam net olarak söyleyemiyorum. Açıkçası bilemiyorum. Tek bildiğim sınırlayıcı etmenlerin hâlâ gündemimi meşgul ediyor olması. Buna bir de memleketin, dünyanın içinde bulunduğu güçlükler de eklenince mazeretim ikiye katlanıyor.

Velhasıl bu yılı da akışına bırakacağım. Hiçbir ciddi planlama yapmayacağım. Hedeflerin şaşacağını bile bile bir tur planı yapmak yerine anını bekleyeceğim. O gün mutlaka gelecek. Buna inanıyorum. Zamana bırakmak en iyisi.

Tabi yaş ilerliyor. Beden 10 yıl öncesi gibi tepki vermiyor. Tüm zorluklara rağmen bisiklete binmenin yaşı olmadığına inananlardanım. Yükümü epeyce azaltır yine çıkabilirim yollara.

🚲&📖 Turları

Ancak bildiğim ve emin olduğum bir şey var ki o da şu. Gelecek yıl uzun yollara çıkamasam bile en azından bol miktarda kitap okuma turlarını gerçekleştiriyor olacağım. Hiç kuşkum yok bundan. 2025’te 110 kez “bisiklet & kitap” turu gerçekleştirdim. Bu benim için çok değerli bir rekor. Seneye bu rekorumu ikiye katlayabilirim. İşte daha şimdiden bir ‘B’ planı olarak bunu planlamaya başladım sayılır.

Kimine Niyet Kimine Kısmet

Bu gece toplumun büyük çoğunluğu evlerine tıkılmış, televizyon başına çöreklenmiş olacak. Yılbaşı gecesi saatlerinde… Eskiden yakın arkadaşlarla eğlence yerlerine gidilebilir, ya da bir evde topluca kutlamalar yapılabilirdi. Malumunuz ülke enflasyonu sahtekârların beyanının aksine %100’e yaklaşmış olduğundan her meskende bir geçim çilesi. Üstelik ciddi boyutlarda. Belki de ilk kez bizim evde dahi yılbaşı duygusu eksik bu yıl. Her yıl bir gelenek halinde kurduğumuz ağaç bile pis pis sırıtıyor bu duruma. Çürüyen bir toplumun, yozlaşmış bir ülkenin vatandaşı olmaya çalışmak harbiden çok zor. İmkân olsa kimliksiz yaşamayı tercih edeceğim neredeyse.

Eskiden yazılarımda bol bol umut vaat ederdim. Umutsuzluğun belini kırar yepisyeni umutlar dilerdim. Bendeniz bu yıl öyle yapmayacağım. Nasıl olsa her şeye rağmen insanlar yine kendilerini kandıracak ve 2026 senesine, yeni bir yıla umutla girebilmek hevesiyle kendi çaplarında bir etkinlik düzenleyecekler.

Benimkisi basit. Toplayacağım aile nüfusumu evde, ‘PTT’, pijama-terlik-televizyon kuruluğuna hapsedeceğim. Zaten 3 kafayız. Ben bir farkla bu yılbaşı gecesinde ilk defa çok sarhoş olmak istiyorum. Sadece şahsıma 2 şişe şarap, 1 şişe viski, 1 şişe brandy, 1 şişe votka, 1 şişe rakı, 1 şişe şampanya aldım. Karıştırıp karıştırıp dikeceğim. Meydan okuyacağım geçen pislik seneye. Belki yeni yıl çok daha temiz gelir umuduyla. Alkol komasına girmezsem eğer 2026’nın ilk esintisinde paylaşırım deneyimimi. Belki.

Umut Fakirin Ekmeği Filan Değildir

Toplumsal, iktisadi veya siyasi bir makale döşemeye kalsaydım elbet çok farklı şeyler yazardım. Sosyalist dünya görüşüm bunu emrederdi. Ama görüyorum ki bu benim kendi derdimle ilgili bir esinti yazısı. Beklenti bu yönde.

Çünkü ben umutlarımın gerçekleşeceği konusunda sahiden endişeliyim. Hiçte ortada heyecanlanacak bir durum yok aslında. Pek de gerçekleşecek mucizeler olmayacak. Olabilecek en fazla şey son üç yılda geçen her sene gibi bu yeni sene de aynı sıradanlıkla geçecek. Geziler hariç tabii.

Ayrıca bu yılbaşı gecesi bir farklılık daha yapacağım. Herhangi bir TV kanalıyla değil de Caz müziği dinleyerek gireceğim yeni seneye. Diana Krall, Norah Jones, Frank Sinatra ve Billie Holiday’den parçalarla. Belki diğer sevdiğim şahsiyetleri de işin içine katarak. Hiç böylesini denememiştim. Eh, bu sene de böyle olsun, canım. Benimkiler pek sevmez cazı. Onların tercihi. Ben de her zamanki gibi sade ve yalnız dinleyici olurum. “Bisikletle Türkiye” yolculuklarıma dair umutlarım olmadan. Ona buna, dosta posta, arkadaşa akrabaya sarılmadan. Varsın sessizlik içinde olsun. Zaten içimdeki kalabalıkları çoktandır atmıştım. Bu yıl da yalnız Red Kit olabilirim mesela.

Bu gece şarkılar bir yandan, kadehlerim diğer yandan, herkesten uzak bir gece olsun. Benim bildiğim, yazdığım ve andığım şekilde. Huzurla son bulsun 2025. Yapamadıklarım ve duygusallıklarım içinde boğulsun yitirdiğim bu sene de. Aslında son bir çeyrek yüzyıldır hiçbir zaman unutmayacağım yılların arasına ekleyeceğim geçip giden bu yılı da.

“Ne Acayip Bir Toplum Olduk” diyorlar, oysa biz hep öyleydik

Memleketteki kimi azınlığa öyle ticari bir gelir sağladık ki sarayları, tahtları verdik desem yeridir. Seçim sandığını bile tek demokrasi sanan aptal bir milletiz biz. Kitap okumayan, kendisini televizyon kutusuna, saçma tartışma programlarına, dizilere filan bağlayan insanlardan bir halt olmaz zaten. Toplumsal konularda ne bilinçlendik ne de bilinçlenecek seviyelere ulaştık. Uykudayız. Hem de yüzyılların uykusu. Yedi uyurları bile kıskandıracak düzeyde bir uyku halindeyiz. Şimdi Kıtmir kalkıp gelse, bir iki hav hav etse… Sanki hiç zaman uyanamayacak bizlere baksa… Sonra tek ayağını kaldırıp üzerimize işese…

Caz bitti.

Şu anda Rumer’den “The Windmills of Your Mind” adlı parçayı dinliyorum. Bu şarkıyı Michel Legrand, Dusty Springfield, Barbra Streisand, Noel Harrison ve Sting de çok güzel söyler. “Zihninizin Yel Değirmenleri” olarak çevrilebilir. Çok zaman öncesinin şarkısı bu. 1968 olmalı. Her dinlediğimde hissettiğim şeyleri tekrar hissediyorum. Eski zamanlar, nostalji olan zamanları duyguları… Çocukluğum, gençliğim, sevdalarım, gidenler, unutanlar, unuttuklarım, unutmaya çalıştıklarım ve şimdi yanımda olmayanlar.

Şarkının sözleri çok etkileyicidir…

Hatıralarla Akıyorum 2026’ya

Hayatıma bir şekilde ucundan köşesinden girmiş olanlar. Şimdilerde her nerede olursanız olun. Yer altı, yer üstü. Fark etmez. Hepinize kucak dolusu sevgiler, saygılar. İçgüdüsel olarak sizlere bakış açım zaman içeresinde değişmiş olsa da, sizlerle geçirdiğim onca zaman gerçekti. Kimi zaman güldük. Kimi zaman ağladık. Bazen dövüştük, dalaştık, kavgalar ettik. Bazen de seviştik. Zaman oldu küstük. Zaman oldu tekrar barıştık. Beraber sevindik, birlikte üzüldük.

Bir de zaman döngüsü bakımından hiç tanışamadığım, birlikte olamadığım insanlar da var. Ya da tanıyıp da hayatı pek paylaşma fırsatı bulamadığım. Veya yaşamı bölüşme ruhundan bir biçimde kaçınmaya çalıştıklarım.

Şimdi yaşadığımız onca kaos ve mutluluk anlarına istinaden herkese, ama herkese eşit derecede zinde, kedersiz ve endişesiz, nice gezmeli bir yıl diyorum. Eskisinden başka, daha insancıl, daha büyük bir aşkla…

Yılları Durduracak, Güneşi Doğduracak, Dünyayı Çatlatacak, Bir Gezi Buketi İstiyorum

Yeni yılın ilk ışıkları yaklaşıyor. Henüz kararımı vermedim ama pek değerli gezi planlarım için yarışa girecek ülke/bölge/şehir adaylara taleplerimi, ayrıca yeni yıl beklentilerimi aşağıdaki dilekçeyle beyan ederim!

Değerli esinti günlüğüm,

2026 hedefleri ufukta. Seçim listem o kadar uzun ki. Adaylar birbirinden güçlü. Heyecanlı. Maceracı. Arada hatırlatacağım böyle. Bir yanımda bisikletim Pire🚲. Diğer yanımda sırt çantam Vasfiye🎒. Yurtiçi turlarımın planı zaten dünden hazır. (Ayrıca göz atabilirsin: Hayırlısıyla Şu Türkiye Yolculuklarıma Döneyim Artık) Yenilemeye, güncellemeye ihtiyacı yok. Düğmeye basmam yeterli. Yurtdışı seyahatlerine gelince. Yeter ki vize sorunlarını aşabileyim. Gerisi kolay. Ver elini Avrupa!

Bak ben sizi bilirim. O gün gelince yok “Bahar geldi”, “Yağmur yağdı”, “Yaz geldi sıcaklar bastı”, “Âşık oldum”, “Şunun, bunun şeyi vardı, oraya gittik”, “Yolda kaldım”, yok! “Bahar nezlesi oldum”, “Kış sebzesi oldum”, “Yaz zonası oldum” filan, yemem, yakarım! Listeye bakacaksınız! İkametgâhınızı, kütüğünüzü, mütüğünüzü… Evinizi yurdunuzu, beklentilerinizi, arzu eylediklerinizi… Velhasıl poponuzun istirahatinden öte ne yapacağınızı… Şimdiden takip edin. Üşenmeyin, ertelemeyin, vazgeçmeyin, planıma katkılar yapın sevgili ailem!

Şahsen çok değerli ve pek önemli bir adet listem var ve biliyorum ki bütün kalpler peşimde! Bu köşeden nasıl bir ortamda gezip tozmak istediğimi, taleplerimi sıralayacağım, siz de kendinizi bir hizaya çekin bakalım. Bakalım hangi rotalar, destinasyonlar, etkinlikler kafama yatacak…

Doğma büyüme İstanbullu insanım. İlçe olarak, Kadıköy’de doğdum. Kozyatağı’nda, Suadiye’de, Kadıköy’de, Londra’da okudum. Uzun yıllar Kazasker Şakacı Sokak’ta, Londra’da ve Antalya’da yaşadım. Şimdilerde kâh Babaeski’de kâh Saros Körfezi’nde ikamet ediyorum. Sık sık da İstanbul’da, Trakya’da, Çanakkale’de, Balkanlarda ve İngiltere’de takılırım.

Sınırsız gezerim… Gezmeye bayılırım…

Yollardaki, doğadaki çöp dağlarını… Çocukluk günlerimde her gece dört-beş saat yaşanan elektrik kesintilerini… Elektrik yokken süper parlak bir fikir olarak elektrikle çalışan toplu taşıma aracı troleybüsü… Kozyatağı’nın, Hadımköy’ün dağ tepe olduğu günleri… Çilingir köyüne kurt indiğini… Gezi güzergahlarımda önüme çıkan uğursuzları hatırlayan bir kişiyim!

Her şey değişti, geyler de değişti. Değişme filan değil, resmen kadın kılığına girdiler artık yani. Travestik oldular. O yüzden bu devirde kimse o kız temiz, bu kız çöp filan diye caka satmasın. Hele güzelim çiçek çocuklardan da eser kalmadı. Esrar, eroini kokain şu bu yuttu hepsini. Talepler de değişti zira.

BIRAKIN GEZECEĞİM

  • Ben, ayağıma spor ayakkabımı giyip efendi gibi pedallayabileceğim bir tur planı istiyorum. O yüksek miting sesli şehirlerden geçerken bile…
  • Hadi özel, güvenli bisiklet yollarını geçtik diyelim. Protesto yürüyüşü yapanı dövmeyen, bilakis vatandaş farklı sebeplerle rahat rahat yürüyebilsin diye adam gibi yaya kaldırımı yapan yerel yöneticiler hayal etmek istiyorum!
  • Hatta korkusuz, cesur bir ihtiyar delikanlı olarak, hem de akşam saatlerinde, şehirlerin büyük bir bölümünde bir yerden bir yere rahat rahat yürüyebilip gezmek istiyorum.
  • Faşizme Geçit Yok” ve “Tek Yol Devrim” pankartları açan heyecanlı üniversite öğrencilerine değil, kapkaççılara, uyuşturucu torbacılarına ve tecavüzcülere göz açtırmayan güvenlik güçleriyle dolu bir kentler bütünü istiyorum!
  • Üstelik bisikletimi toplu taşıma araçlarına yönelttiğimde bana müdahale etmeyen alçak, haysiyetiz otobüs şoförlerinin cirit atmadığı… Metrolarda, metrobüslerde suratlarını küstahça ekşiten yurdum insanlarının nüfusça azaldığı… Park ve bisiklet yollarına kasıtlı cam kırığı ekmeyen münasebetsiz kafaların yok olup gittiği bir gezegende dolaşmak istiyorum.
  • Toplu taşıma araçlarında öpüşen sevgililere müdahale etmeyen, el âlemin karısını kızını elleyen tacizcileri ensesinden yakalayan bir kentler anlayışı istiyorum. Neyse ki kadınlar da, telefonlar da akıllandı, artık anında görüntüyle tacizcileri teşhir ediyorlar internette! (He-he-he!)
  • Arkadaş ben, bisiklet yolu istiyorum ya. Hem de çok istiyorum. Ve biz bunu isteyenler çok da kalabalığız! Üstelik ben sadece belirli bir şehrin belirli güzergâhlarında değil, tüm ülkeyi bisiklet ağlarıyla saran bir bisiklet otobanı düşlüyorum. Yani çıkayım Saros’tan yola, tee Antalya’ya, Ankara’ya, Bolu’ya… Oradan Zonguldak’a, Sinop’a, Artvin’e, Van’a, Diyarbakır’a güvenle pedal çevirebileyim… Ne bileyim, çok mu fazla böyle bir şeyi istemek? Bu yüzden petrol ve otomobil satışını arttırmaktan çok, vatandaşın formunu, vaktini ve cebini korumaya meraklı bir tepe yönetici istiyorum.

Şunları da ilave etmeden yapamayacağım:

  • Babaeski son örnektir. Yürürken kaldırıma konmuş masalarda yiyen içen insanlar değil, yapılamayan yollar, döşenemeyen taşlar, sürekli kazılan sokaklar sinirimi bozuyor. Adam gibi altyapı ve açık havada keyif yapma seven/sevdiren ilçe belediyeleri istiyorum!
  • Sabaha karşı gece kulüplerinden gelen müzik sesi değil, inşaatlardan gelen buldozer, matkap ve çekiç sesi beni delirtiyor. Eğlenen vatandaşın müziğinin değil, şehri gümbürdeten, uykuyu öldüren inşaatların desibelini ölçen yerel bir yönetim mekanizması istiyorum!
  • İçkiyi değil, silah satışını çok ama çoook zorlaştıran bir ülke… Rakı kadehi değil, silah taşıyanı tehlike olarak gören… TV dizilerinde şarap içen baş karakterleri değil, silahla çatır çatır adam öldüren baş karakterleri kötü etki olarak gören bir anlayış istiyorum.

NE HAVA ATMAYA İHTİYACIM VAR NE DE FIRÇA ATMAYA

Ben oldum bittim paçoz AVM’lere muhalif biriyim. Alışverişi de zaten gerekli olmadığı sürece sevmem. Keşke AVM’ler kadar tiyatro, sinema, opera binalarını pıtrak gibi çoğalmış görebilsek. Tüketim toplumu olmaktan çıkmış bir ülke görüntüsüne kavuşmak beni ne kadar mutlu ederdi kim bilir. Keşke alışveriş yapmayı ve tüccarı sevdiği kadar sanatı ve sanatçıyı da seven bir öngörü olsaydı.

Gelecek kadar geçmişe de sahip çıkan… Beton çimento kuleler kadar, tarihi, anısı, şehirle ilgili hafızaya katkısı olan yapıları da seven, yılları durduracak vatandaşlar nerede?

Doğayı her şeyden fazla severim. Ama “Ben ağaç severim” diye hava atmam! Yeşil istiyorsa bir insan, ona illa “Ormana git” diye fırça atmam! Madem yurdum insanı o kadar çevreci. Böbür böbür çalım atıyor. O halde beton ve demir değil, fidan ve çim tohumu satıcılarını zengin eden yöneticiler nerede?

Erdemli listenin diğer notları:

Şehirlerde kuş sesi, hatta sincap istiyorum. Gezeceğim yerleri belirlerken liste benim değil mi kardeşim? İlla köylerden çıkmayacağım, ormanlarda kamp kuracağım diye niye ısrar edeyim ki? Kentler arasında turlarken bile doğayı hissedelim, parklarda güneşi doğdurup ağaç altlarında kahvaltı edelim istiyorum!

Engellilerin tüm engellemelere rağmen yaldır yaldır gezip dolaşmasını istiyorum mesela. Onlara uygun kaldırımlar, yaya geçitleri, merdivenler, işaretler, dünyadaki engelliler “Off Türkiye acayip bir cennet ya, orada yaşamak vardı” diye bizi kıskansınlar istemek çok mu zor?

Peki böyle ‘yılları durduracak, güneşi doğduracak, dünyayı çatlatacak’ bir gezi buketi nasıl olacak?

Bu yazdıklarıma kulak verecek arkadaş.

Taleplere, eleştirilere polis yollamayacak, tarihi bir sinema binasını, bir parkı korumak için oturan, yürüyen, pankart açan insanlara terörist muamelesi yapmayacak bir tepe yöneticilik bekliyorum. Yani, “The Windmills of Your Mind” adlı şarkıya devam etmek gerekirse, ben aynı zamanda ve esas olarak… Halimi anlayacak, derdime katlanacak, memlekette acılar, kayıplar yaşandıysa, siyasi görüşe bakmadan, benimle ağlayacak bir yurttaşlık kavrayışı istiyorum!

Ayriyeten Erkin babaya, Edip abiye ve Türk Sanat Müziği’ne de sahip çıkalım, bak bir yazıda kaç türlü mesaj! ‘Öyle Bir Geçer Zamanki’den ‘Güzel Günler Göreceğiz’e… ‘Sevemez Kimse Seni’den ‘Kimseye Etmem Şikayet’e…

BURCUM VARSA DERDİM DE VAR

Yıl sonu geldi, yeni yılın falına bakacağız ya. Burcuma da şöyle bir dokunayım diyorum. Burçlar dünyası karmaşıktır. Komplekslidir, kaprislidir, hatta yanıltıcıdır da.

Hele hele Kovaysam derdim dünyalar kadar… Diğer burçları yabana atmam… Mesela yükselenim varsaydığım Oğlak burcu da bana kafa tutan bir diğeri. Özgürlük karakterimi pek sevmediğinden olabilir mi? Bilemedim şimdi. Bildiğim kadarı ile insanlık tarihini etkileyen bütün denyolar, saykolar bu burçtan çıkmış… Şahsen tanıdığım biri yok; ama varsa kendisinden kuşku duyardım, bilsin yani. Yay Burcu en iyisi diyorlar… Kovaya en iyi sap olabilecek emojisinden dolayı samimi hissiyatım.

Yeni yıl telaşı malum…

Vakit daraldı, bu yazı işi de telaşa kapıldı… Uzattıkça uzattım. Bitmiyor. Direniyor. Geçen koca bir yılı değerlendirecektim. Özet halinde sunacaktım. Vazgeçtim. Söylemesi ayıptır: birilerinin “Ölü götüne pamuk tıkar gibi…” bir şeyler şıfttırır giderim diye böyle bir son yazı döşemeye kalkıştım…

Yazı esneyip genişledikçe, son paragrafların tarafımdan ihmale uğraması kaçınılmaz olacaktı. Sıranın başına Kova’yı koysaydım diğer ilham perilerim güme gidecekti. Ters yüz edip burcumu sona bıraktım. Aslında makaleyi tam kapatacaktım ki! Dank diye bir ses… Editör gözlerim bu gerçeği kafama çakmasaydı farkına bile varmayacaktım. O da balıkları ihya eden ‘Kova Burcu’ olduğundan kendine hassasiyet gösteriyor… Gönlümse haklı olarak merak ediyor:

Bisikletle Türkiye yolculuklarını bitirebilecek miyim? Hayırlı bir motorlu araç kısmetim çıkacak mı? Karavan gibisi de olabilir. Üzeri metal tokalı mavi spor ayakkabılarım, kısa kollu bisiklet logolu fistanıma uyar mı? Issız bir adaya gidersem yanıma alacağım iki şey ne olmalı?”

(Not: Issız ada macerasının hakkı üçtür ama benim bildiğim Kova burcum, birinci hakkında geçmiş delikanlılığımın hınzır fotoğrafını kullanacağından geriye iki seçeneği kalır…)

O yüzden bu yılın Kova tahminlerine nanemolla başlıyorum… Benden olan burç meraklılarına hayırlı uğurlu olsun.

Kova Burcu

Bu burçtan olup da vatanına milletine hayırlı bir insan tanımadım… (Oğlak etkisi olabilir mi?) Yalan değil. Zira kafasının dikine göre hareket eden başka bir burç yok. Kimseyi, kimseleri takmaz. Kendi bildiğini okur. Herkesle şappadak çok kolay arkadaş olur ama en samimi arkadaşı bizzat kendisidir. Kendi çemberine kimseyi kolayca almaz. Neme lazım! Kendisini sınırlarlar diye ölesiye korkar. O yüzden kendi bildiğinden şaşmaz.

Tabii bu iddiam benim henüz tanımadığım veya tanışmadığım bütün Kova Burcu sakinlerini zan altında bırakmaz… Bırakmamalı… Ben kendimden ve yakinen tanıdıklarımdan söz ediyorum…

Temsil bedenim Kova Burcu’dur… Sayesinde yakam gibi iki bacaklarım da bir araya gelmez… Haydi o neyse de Kova Burcu’ndan tanıdığım bir sürü emekli arkadaşım var, hiç hazmedilecek gibi değiller… Çenebazdırlar… Ellerine kalem verilmiş gibi çalışır çeneleri… Sabahtan akşama değin ona buna bulaşırlar… Yok köpeğim camdan uçtu, yok çantamda avcı bıçağı taşırım… Nedir kardeşim bu? Sen emekli mensubu musun rahmetli Al Capone’un tetikçisi mi? Ben gidişatlarını iyi görmüyorum… Şahsen ben dikkat edeceğim ama siz de uyanık olun…

Tamam, anlıyorum. Zodyak kuşağındaki yıldızımız transit Uranüs, şubat başından itibaren trafiğe çıkıyor… Diğer yıldızların başına bela oluyoruz… Kimileri bizi Spartaküs’e, kimileri de Prometheus’a benzetiyor.

Onu bunu bilmem. 2026’da bildiğim Kovalar Şubat’tan itibaren daha da azacaklar ki eski hallerini arayacaksınız… Zaten dertleri gericilik değil, bilakis ilericiliktir. Muhafazakarlıktan hazzetmezler devrimcidirler. Devrim için ölürler. Sözünü ettiğim bu burç azgınını “vatana ve millete hizmet için” ortadan kaldırmayı düşünen varsa elini çabuk tutmalı… 18 Şubat’a kadar işini hallettinse ne âlâ! Halledemediysen geriye kalan dokuz ayda iyi saklanması icap edecek… Ha şunu bileydin…

Şimdilik yazacaklarım bu kadar.

Saat akşam üstü 17:30… Geceye hazırlık başladı. 32 kısım tekmili birden sofra kurulacak. Yılın son fotoğrafları çekilecek. Zaten 24 saat kapalı olan telefonumun alarmını kurmama gerek yok.

Unuttuğumuz bir dünyayı ziyaret etmeyi ihmal etmeyiniz. Çünkü gerçek kimliğimiz burada, yılbaşı gecesi kutlamasında saklı.

Tekrar, lezzetli mezeler, harikulade çakırkeyif yıllar dilerim.

Gelecek yılın ilk esintisinde görüşmek üzere

Mürekkebe bandırılmış ilham verici Sevgilerimle,

Gezenti Şeref

***…***

(*) Önceki Makale: 2025’in Best/Worst (En Hoş/En Hazin) Yerleri

(*) Sonraki Makale: 2026’da Taptaze Yolculuklar Heyecan Dolu Seçkin Serüvenler

>>> [iÇERİKdİZİNİ]

***📚***

error: Content is protected !!