Dalyan’a Dair Doğasever Bir Günce

“Yol kavşağında rastladım ona.. yalnızca bir pelerini ve bir asası olan bir adamdı, yüzü acıların tülüyle örtülü. Birbirimizi selamladık, dedim, <<Evime gel ve konuğum ol.>> Ve geldi. Karım ve çocuklarım bizi eşikte karşıladılar. Onlara gülümsedi; gelişini çok sevmişlerdi… Ve hep birlikte sofraya oturduk.. ve bu adamdan çok hoşnuttuk; çünkü bir suskunluk ve bir gizem gizliydi onda. Yemekten sonra ateşin etrafında toplandık ve gezilerini sordum ona. O gece.. ve ertesi gün.. bize birçok öykü anlattı.. Ama şimdi aktaracaklarım, o kendisi sevecen olanın günlerinin acısından doğmuştur.. ve bu öyküler, yolunun tozundan ve sabrından devşirilmiştir. Ve üç gün sonra bizi terk ettiğinde, konuğun gittiğine değil, içimizden birinin hâlâ bahçede beklemekte olup, içeri girmediğini duyumsadık.” [Halil Cibran ~ “Gezgin”]

gEZENTİ şEREF ~ E-2023/003
Esinti Tarihi: Pazartesi, 09.01.2023

Nostalji İnsanı” gibi günlük tutmaya başladım başlayalı ayrı bir dünyanın insanı oldum sanki. Sonum hayırlı değil herhalde onun gibi. Esintileri ve gezi notlarını kaydedeceğim “Planner 2023” günlük defterini satın aldım. Görüldüğü gibi bu defter artık bir klâsik oldu. Geleneği sürdürmek nispeten güzel, akıllıca bir iş. İnsan hafızası denilen bellek unutmaya o kadar yatkın ki. Tüm ayrıntılarıyla iyi ki notlar ve fotoğraflar var. Yoksa aradan geçen zamanı geri getirmek hiç de kolay bir iş değil.

Geçen yıl iyi başlamıştım ama ilerleyen yapraklarda takılı kalmış ve boşlamıştım. Umarım bu defa aynısı tekrarlanmaz ve başladığım gibi bitirebilirim. Planlar, programlar, takvimler, okunacak kitaplar, izlenecek diziler ve filmler, hesap-kitap kalemleri, anı notları hepsi ayrı ve güzel şeyler kayda geçmek için…

Artık haddinden fazla kimi eski ‘dostlar’ çevresi iyicene nostalji olduğundan ve başka başka eski dostlar ile konuşup memleket meseleleri hakkında lüzumsuz teraneler düzüp şikayetleşmek istemediğimden, istemediğime göre, bu defa bu günce kaydetsin beni; dert ortağım olsun. “Kimseye söyleyemeden, içimde kaldı, kayboldu” diyebileceğim düşüncelerin, duyguların yeni bir aynası olsun. Zira bu sene keskin bir yol ayrımında olacağımı şimdiden öngörebiliyorum. Tıpkı yıllar önce “Aşk Bitti – Oyun Bitti – Düş Bitti” yazılarımda heyecanla anlattığım gibi bu yılın serüvenini de ona benzetiyorum.

Dalyan Seni Unutamadım

Gizemli bir vadiye saklanmış doğal bir yerin renkleri olabilir mi?

Pek tabi. Üstelik onun adı Dalyan ise.

Dalyan’ın eskiden beri süregelen benzersiz renkleri vardır. Gözümü kapadığımda bu renkleri yeniden görürüm. Gördüğüm renkler böylece daha o anda düşlerimin ötesinde renkler olarak yüz üstüne çıkar ve beni büyülemeye devam eder.

Çoğu Marmarlı’daki fidan çiftliğinin renkleridir. Limon sarısına karışmış kırmızı nar taneleri. Yeşilin envaı çeşit tonlarına kafa tutan hâkî renkli zeytinler ve olgunlaşınca siyaha dönen Gemlik harmanı. Papatyaların sarıp sarmaladığı tarlalarda biten kırmızı gelincikler. Mavi gökyüzüne sofra bezi yaymış beyaz pamuksu bulutlar. Bir tarafta buğdaylar diğer tarafta portakallar, turunçlar. Çilli olandan çilsiz, kara renkli mağrur olana uzayıp giden kanatlı alem. Tabi ki rengârenk topraklara renk veren sempatik tavuk kardeşlerden bahsediyorum. Sözgelimi benim büyük biraderin çiftlik renkleri. Baharla birlikte alt tarladan teee en üst tarlaya giderken, seni bir gölge gibi takip eden ulu dağların girintili çıkıntılı kaya ve toprak renkleri. Sanki her biri ayrı bir simge. Hele kışları… Kışın da odun kokusunun çağırdığı üstü iyice kızarmış kuzine böreği. Camlara yansıyan sisin rengi. Çatıda takırdayan yağmur damlacıklarının sesi. O muhteşem toprak kokusu.

Diğer evlerin bahçelerinde de aynı manzara. Bunların yaşlandıkça genç kalışları gönlümü diri tutmaya yetiyor.

Dalyan’dan kanala, Kaunos’tan İztuzu plajına…

Kıyıdan bakınca deniz uzakta bir balıkçı teknesinin kirli beyaz tentesiyle çingene pembesine benzer bir lekeye kavuşuyor ya, işte o an bambaşka bir renk dünyasının kapısını çalıyor insan. Sandalla Kaunos’a geçerken, burada ağaç kanıyla beslenmiş grimtırak duvarlı ve denize inen iskeleden ve yürüyüş platformundan, nedenini bilemediğim, yosun yeşili çamların fışkırdığına tanıklık etmek çok acayip bir duygu. Çamın yeşilini, o koyu fıstık yeşili, kahverengi kozalaklar ve belki de grileşmiş taş duvarlar kırıyor. Kim bilir?

Dalyan çarşısının rengi, hangi esnafa baktığına göre değişken izafi bir bakış açısı. Denizin dalgaları gibi. Ancak bana göre her zaman bu çarşının rengi balıkçıların kırmızı tablaları.

Dalyan seni unutmak ne mümkün! Yine geleceğim. Buluşacağız yeniden ve sesimizi duyuracağız bizi izleyen herkese bir kez daha.

Doğasever Bir Günce

Yaşı ilerleyen insanlar ne yaparlar? Yaşam anılarını yazarlar. Gezen insanlar ne yaparlar. Onlar da gezi anılarını yazarlar. Ben de bunu yapıyorum işte. Günce tutmak alışkanlığım olduğu halde; ancak ellimden sonra ve yalnız yolculuklarımda notlar tuttuğum için, bu gezentinin anıları biraz geriden gelerek kopuk kopuk oluyor. Sanırım anılar mevzu bahis olunca belleğimin de güçlü olmasından kaynaklanıyor bu durum. Nasılsa zorlandığımda notlarıma baktıkça olayları çağrıştırır, her şeyi dün gibi hatırlarım ve bir ara yazarım diyorum.

Aslında birçok defa birçok şeyi kafamdan tamamıyla silmek istemişimdir. Çünkü beni derinden yaralayan olayları hiç anmamak, tümüyle unutmak, daha doğrusu unutmuş gibi davranmak, yaşamaya normal bir şekilde devam edebilmek için.

Yaşamımdan Damıtılmış Anılarımı yazmaya başlarken kırk beş yaşına basmıştım. Hatta ilk cildi o kadar uzatmıştım ki neredeyse sona erdirmek dört senemi almıştı. Her şey göz önüne alındığında on cildin bütününe bakınca bu yazın serüvenini tamamlamaya ömrüm vefa eder mi bilemem. Çünkü araya sokuşturduğum bisikletli ve sırt çantalı (hatta ileride kamping otolu, karavanlı da eklenebilir) gezi anıları da olunca iş şirazesinden çıkmış gibi görünebilir. Ama bunu deneyeceğim mutlaka. Çünkü belleksiz bir kişi olarak yok olmaktansa bellekli ölmeyi ve bunun için de anılarımı yazmayı yararlı buluyorum.

Bir Gezentinin Anı-Yaşam Günce Hastalığı

Artık hilkat garibesi büyük market zincirleri karşısında esamisi zor okunan köşedeki bakkal emmi gördüklerini kaydetse, sokağındaki evlerin nasıl apartmanlaştığını, orada oturanların ne gibi değişimlere uğradığını, kendi bakkaliyesinin nasıl miniskül markete dönüştüğünü anlatsa, bunlar bile ilginç olur bana kalırsa.

Ne var ki, kendime görev addettiğim bu işe bir nebze bencillik de karıştığını yadsıyamam. Çünkü benim gibi, ruhun ölümsüzlüğüne, öteki dünyaya filan inanmayan bir insan, karanlık bir boşlukta yok olmadan önce, çok küçük de olsa, bir iz bırakmak ister peşinde. (Oğlum hep soruyor, “Niçin bu yazdıklarını kitaplaştırmıyorsun?” diye. Ben de ona diyorum ki benim böyle bir derdim yok. Bunu yapmayacağım. Ama ilerde sen istersen bunları toparlar, hatta ben sağlığımda bunları zaten kronolojik yapmaya çalışıyorum sana da kolaylık sağlar, kitaplaştırmak için kolları sıvayabilir, belki de buradan bir kazanç da sağlayabilirsin.)

Bilindiği üzere, tek ölümsüzler gerçek sanatçılardır, gerçek şairlerdir, gerçek yazarlardır, gerçek düşünürlerdir. Bugün ünlü olmasalar bile, ileride değerleri mutlaka anlaşılacaktır. Bulanık bir su birikintisine, bembeyaz, ışıl ışıl ışıldayan çok güzel bir çakıl taşı atmışlardır onlar. Bulanık sular nasıl olsa bir gün çekilecek, o güzel çakıl taşı gün ışığına çıkacaktır. Mina Urgan’ın “Bir Dinozorun Anıları” kitabında sözünü ettiği gibi, büyük yaratıcılar, her zaman yaşayacakları, hiçbir zaman unutulmayacakları için, anılarını yazsalar da olur, yazmasalar da.

Anılarımı yazarken asla dert etmem…

Oysa benim gibi mütevazı, sıradan bir gezentiyi çocukluk arkadaşlarından, akraba çevresinden, otuz küsur yıllık çalışma hayatını ve askerlik günlerini birlikte paylaştığı kişilerden, hayatın akışı içinde karşılaştığı nice sevgililerinden, sanat ve siyaset serüvenindeki yoldaşlarından, kısaca ailesinden, yakın dostlarından başka kim anımsayacaktır?

E, zaten onlar da hayatlarını kaybettikten sonra, o gezenti tümüyle yok olacaktır karanlık boşluklarda. O halde bunu özellikle kendi ailemin kök ağacı sıralamasında daha sonraki geleceğin dallarına, budaklarına kalıcı hale getirebilecek bir yaşam parçasını bırakmak için yazıyor ve arşivliyorum. Okurlarsa burada kendilerinden önceki varlıklara ve yaşadıkları hayatlara, kültüre ve gezdikleri dünyalara dair bir şeyler bulabilir.

Bugünse bu yazdıklarım ve sansürsüz online paylaştıklarım internet dünyasında ilgi çekerse okunabilir ancak. Örneğin kimileri bir şeyler öğrenmek, kimileri merakını gidermek, kimileri de eğlenmek için. Hatta kimileri de laf olsun torba dolsun rasgele gezinirken karşılaşmış olacaktır benimle. Ama nedeni ne olursa olsun, esas olan canlı bir hayatı dünüyle, bugünüyle ve belki de yarınıyla bir şekilde paylaşmaktır. Gerisi laf-ı güzaftır.

Eh öyleyse artık bu girizgâha noktalı virgül koyabilir, aile parçalarım ve Erenköy, Kazasker Şakacı Sokak’tan çocukluk arkadaşım Siyami Eligül ile birlikte yaklaşık 2 ay kalmayı planladığımız Dalyan güncemize başlayabiliriz…

Bir sonraki esintide görüşmek üzere

Mürekkebe banmış esintili Sevgilerimle,

Gezenti Şeref 

***📚***

(*) Önceki Makale: Hayatımı Kökünden Değiştirecek 2023 Yılının Yolculuk Hedefleri

(*) Sonraki Makale: Buluşma

>>> [iÇERİKdİZİNİ]

error: Content is protected !!