Dalyan Günlükleri ~ Gün 2
Kelimeler yok, bakışmalar yok… Yer yok, gök yok… Yok yok… Ne bir evren ne bir doğa ne de bir canlı… Hiçbir şey yok… Orası nere, kardeş? Bak burası Dalyan. Sözcükler de var, cümleli bakışmalar da… Yeryüzü de var, gökyüzü de… Su desen gırla, her yanımız sırılsıklam. Evren, doğa, renkler, isimler, mahaller, bitkiler, hayvanlar, eşyalar ve tabi içinde insan olan her şey. Tıpkı çocukluğumuzun buruşuk bir kâğıt parçasına gizlice çiziktirdiğimiz harfli oyun gibi. İşte bu benim mutluluğum, varoluşum, bizim mutluluğumuz, bizim varoluşumuz; “CENNET”…
gEZENTİ şEREF ~ E-2023/007
Esinti Tarihi: Cuma, 13.01.2023
Sabah kalkar kalkmaz ağabeyim dedi, ben saçlarımı kazıtacağım. İyi o zaman seni berbere bırakırız, ben de Cucu ile markete geçer biraz alışveriş yaparız. Siz gitmeden bir parlatalım. Çarli çok güzel tavuk göğsünden sote yemek yapıyor, açarız yanına bir şişecik anason çarpması çekeriz kafaları.
İndik Dalyan merkeze…
Ağabeyim tıraşa, biz çarşıya…
Aslında Dalyan merkeze gelince ne yapılır? Tabi ki de durgun suda tekne turu. Reisler biraz insaflı olursa düdüklenmeden gezersin kanalda. Havadar gidersin İztuzu plajına kadar sallana sallana. Şarkılar, markılar gırla. Hadımköylü kemancı Cevdet ağabey olacak ki çalsın sana o ağacın altını, eşlik etsin muzır Selo gırnatasının pipo ağızlığını soktuğu burun delikleriyle. Bir de Bedia vardı, sesi kadife kadar güzel. Sulukule’ye taş çıkartacak kadar müthiş üçlüydüler. Kim bilir şimdi neredeler? Hayattalar mıdır acep? Bir selam gönderelim onlara.
Berber konsültasyonu ve market alışverişi sonrasında, “Acaba biz de bir tur yapıvesek mi?” diyerek yönelttik adımlarımızı kanal boyuna. Bu Cucu’mun Dalyan’a ilk gelişi. Bilmiyor buraların nasıl bir cennet parçası olduğunu. Tur bahane gösterelim doğa manzarasını kendisine. Açtık pergelleri geldik su kenarına.
Sarı Gagalı Sazlıklar Arasında Dalyan Kanalı

Tekneler diziliydi platform boyunca. Belli ki işler kış mevsiminde kesat. Çevrede bizden başka turist (!) yok. Olağan günler. Yakından gelip de dağlarda yankılanan bir arabesk zırlaması. Hiç sevmem. Çocukluğumda da vardı ağlak Ferdi, batsın bu Orhan, paramparça Müslim ve niceleri eklendi sonra onlara. Hele poposu uzaya çıkıntı yapmış Seda ile yatar kalkardık. Damar şarkılar deyip inceltmeye çalıştılar ruhları. Detone metone diyip ruhumu darlayan her şeye muhalif oldum ben. Mukabele ettim yıllarca. Hem bir filozof gibi derbeder felsefesiyle hem de kulak zarıma antibiyotik olmayan çileli sesleriyle.

Oysa bak şimdi bir âlem olduk bizden erinçlisi yok. Ne o öyle aşüfte şarkıların içinde çalkalanan bir teknenin içinde surat asmak!
Az gülesin be Cucum. Bak az önce ettiğim dırdırla çelişiyor bu.

Oh be! Yaşa!
Seninkileri çatlatacak bir fotoğrafı da çekeyim şöyle. Kıskansınlar. Belki dayanamazlar, koşa koşa eşlik ederler serüvenimize bir dahaki sefere.
Gel bir de şöyle yakışıklı resmini çakayım.

Aaaaaa olmadı ama; ne o öyle askerlik hatırası gibi. Sal kendini, rahatla bi kardeş…

Hah, şimdi tamam. Portre gibi oldu valla. Arkada Kaunos’un kaya mezarları.

“Ulen siz çürümüş birer meftasınız bizse hâlâ capcanlı, dipdiriyiz,” diye seviniyor muyuz, ne halt ediyoruz, bi bak Allasen…

Kes tıraşı tura filan çıkmıcez işte. Maksat ’atıra olsun be ya…
Dönüş yolunu uzatsak mı, acep?

Eh artık dönelim gari. Nasılsa daha çok gelcez buracığa.
Bu fino da bizi takip etmeye kalktı.

Epey koşturdu arkamızdan ama nerde yetişecek bizim hızımıza. 😊
Ah bir de oltam olsaydı, kesin imalatını patronum Papo’ya ters köşe yapan tersane yetkililerinden zirzop, alçak Hollandalıya fena öfkelendiğim için yarıda kestirdiğim ‘Cyrus Yachts’ patentli 12 metrelik sandal görünümlü motorlu teknem de bugün hayatta olurdu.

DFS👨🌾🚜

Döndük. Döner dönmez ağabeyimin kütüklere tüneyen tavuklarına baktık. Yemledik. Folluklara uzanan kirli ellerimizle yumurtalarını çaldık.
Gece… Nasıl mı geçti?
Yedik içtik tabi. Bir muhabbet, bir muhabbet… Saatin naş gongu vurunca zıbarmaya dağıldık yataklarımıza. Pisler gibi horuldamaya kaldığımız yerden…
Kanatlılar ayrı bir âlem, biz ayrı. Yenin ediyorum deliler vatanı.
Sırt Çantalarımızı Alıp Yola Koyulmamıza 6 Ay Kala: Ne Yapmalıyız?
İyi tavsiyelerde olsunlar… Yol dediğimiz bir uğultunun içinde. Kenar boyunca uzanan deniz. Yer gök sanki lebiderya su. Deniz, deniz, ah hava kuvvetlerinden havacı memur mavisi deniz! Sakın güneşimizi yutma. Yutma güneşimizi be! Doğmasının tam zamanı. Asfalt yol duramıyor uğultudan. Tüm durağanların, sabitlerin, eve tıkışmışların, kulağı sağır. Kaybolma be güneş kardeş! Tam zamanıdır doğum vermenin.
Fihristimiz BİR DÜNYALIK SEYAHATE ÇIKMAK için tam 6 ayımızın kaldığını söylüyor.
Ne demişti Mario Levi usta?
“Kendileri gibi her geçen gün biraz daha çok yıpranan, eksilen, çöken evlerinde birilerinin yolunu boşu boşuna gözleyenler; gece otobüslerinden uyuyanlar, bu otobüslerin mola verdiği lokantalarda bir başka ayakta kalma savaşı verenler; hiç uyuyamayanlar, sarhoş bile olamayanlar;
“… gece sokaklarında boza, salep, tavuklu ya da nohutlu pilav, köfte ekmek satarak çocuklarının okul masraflarını karşılamaya çalışan öğretmenler, tapu sicil memurları; sabahları, özellikle kış aylarında, gün ağarmadan, insanın içini donduran o ayaza çıkarak, eskilerin deyişiyle birkaç kuruş para için çalıştıkları fabrikalarda işbaşı yapmaya giden, sıcak bir yuvanın hayalini kuran, bedenlerini kullanmayı bedellerini ödedikleri hatalarla öğrenen genç kızlar;
“… hasta başında bekleyenler, deliler ya da deli bilinenler, işsiz kocalarından yedikleri dayaklara rağmen hayat dirençlerini yitirmeyen hemşireler; muhallebicilerde, işkembecilerde biracılarda sabahı doğuran, itibarlarını ve özgüvenlerini kaybetmiş bankacılar, iflas etmiş, hiçbir işte dikiş tutturamadığı halde büyük kazançların hayalini kurmaktan vazgeçmeyen tüccarlar, balığa çıkanlar, balıktan dönenler, haldeki mezattan kazanabileceklerini kazananlar, kazanılanları tezgâhlarına taşımaya çalışan balıkçılar;
“… parklarda öldürülme, tecavüze uğrama korkusuyla bir banka büzülüp geceyi geçirmeye çalışan sokak çocukları, ev kaçkınları; memleketlerini içten içe özleyen, esrar çekerek güzelleşmeye çalışan orospular, ancak hayattan büyük tokatlar yemişlere kendilerini açabilecek, bir erkeğin bedenine hapsolmuş kadınlar; geç vakitlere kadar çalışmak zorunda kalan marangozlar, gittikçe azalan, daha az ihtiyaç duyulan gomalak cila ustaları, kartvizit ve davetiye matbaacıları, bezgin tornacılar, eski arabaları yaşatmaya çalışan kaportacılar, oto tamircileri; içi boşaltılmış televizyon dizilerine tutku derecesinde bağlı kadınlar; pavyon müzisyenleri, şarkıcıları, müdavimleri, fedaileri; kabul görmemiş ressamlar, şairler, müzisyenler; intihar edemeyenler… Onların ortak tarafı bir yerlere gitme hayaliyle hayatlarını daha dayanılır kılmak olabilir miydi?”

Gitmek… gitmek… gitmek… uzaklara gitmek… gezenti hayallerin içinde bir oradan bir oraya… sonra dönüp gelmek… sonra yine yollara düşmek… az gitmek uz gitmek… ama hep gitmek…
Ya da…
Tüm hayallere rağmen hep aynı sınırların, bir kalıptan çıkmış kaskatı duvarların içinde kalmak…
Resim ne kadar tanıdık değil mi? Yoksa siz hiç daha önce görmemiş miydiniz? Yok, yok, mutlaka görmüşsünüzdür. Ama benim merak ettiğim, bu tarihi size en çok hangi duygu yaşatmıştı? Siz bu resmin neresindeydiniz?
Hani, adam arkadaşına, “Gezenti olsan şimdi, şuracıkta, ne yapardın, nerelere giderdin?” diye sorar da “Gezenti olsam dünyanın altını üstüne getirir, en bilinmedik köşelerine kadar gider her yeri avucumun içine alırdım,” yanıtını veren arkadaşı, aynı soruyu kendisine yöneltince, yumruğunu çenesine dayar, düşünür, düşünür ve sonra ezinçle, “Ulan hıyar bana bir köşe mi bıraktın ki!” der ya; bu kafadarların ufuksuzluğu, kıvranışları o kadar da vahim değil aslında. Belki, gezme alışkanlıkları, “dünya nimetlerinden fayda sağlama” yönünde gösterdikleri arsız davranışları, “sırt çantasıyla doğada tabana kuvvet” kültürünün realiteleriyle alabildiğine sınırlandırılmış, ama, hiç değilse, “gezenti” olmayı düşlüyorlar.
Onların böyle bir erk sahibi olmaları durumunda bile lafta dünyanın ücra köşelerinden öteye gitmemelerine alaycı gülen günümüz cesaretsizleri, yazık ki, çok daha geri bir noktada…
Kıyaslanmayacak kadar çok geniş, uçsuz bucaksız, sonu olmayan bir “Yurtiçi/Dünya Turu” arzulamakta olmaları, bu saf gerçeği değiştirmediği gibi, pekiştiriyor da… Çünkü bu arzulara, “gezenti” olmak değil, “Yurtiçi/Dünya Turu”nun onlara pay vereceği ‘hakkıhuzurdan’ nasiplenmek dilenişi eşlik ediyor.
Ütopya!
Bir gezgin için; düşlerdeki şehirler, ülkeler ya da sınırları-yok ülkeler… Düşleri gerçeğe, yok olanı var olana çevirmek; sonra yeniden ve yeniden, sonra hep yeni düşler peşine düşmek macerasından yorgun düşüldüğünde de hiç vazgeçmeden yolları yeni hayallere bırakan kavram…
İşte burada, önümüzdeki 6 ayın pusula kertesi!
Altı ay sonra resmen gaza gelip “Vizeli & Vizesiz Dünya Coğrafyasında Tabana Kuvvet” güzergâhlarında yerimizi alacağız! Ben, Emel’ciğim ve Çarli.
Kış aylarının soğuk, titrek ve evecen hallerine rağmen ve belki de bunlara uyum sağlayarak mucizevi derecede kararlı, güvenilir ve istikrarlı günler geçireceğimiz ortada. Maymun iştahlılık yapmazsak eğer. Yapsak ne olur? Dünyanın sonu değil a. Tuttuğumuz her şeyi evirip çevirip durmak ve havada asılı güzergâh kararlarımızı sürekli değiştirme eğilimine girmek de bir maharet işi. Heyecan verir bize.
Bunun daha fazlası az sonra…
O halde şimdilik, gelecek aya kadar neler planlıyoruz biraz bunlardan bahsedelim.
Düzene Koyma
Organizasyon da diyebiliriz kısaca. Yani düzenleme. Bir yanıyla bakıldığında geçen yılın son günlerinden beri fikriyat olarak geliştirdiğimiz somut her şey darmadağınık duruyor. Nedense tüm bu karışıklığı iyi bir stokçu gibi biriktirip sakladık sayılır haftalarca. Ancak sırt çantalı turnelere de bir yerden başlamalı, değil mi?
Öncelikle hazırlamış olduğumuz ne kadar program varsa önümüze koyacağız. İçlerinden seçeceklerimizi bir sıraya dizecek ve hazırlık sürecini buna göre şekillendireceğiz. Yabancı ellerin atraksiyona açık şehir merkezlerinde, gizemli mahalle ve sokaklarında, çapkın doğada, yaban hayatın sınırlarında ilk kez milli olmayacağız için işimiz öyle pek zor değil. Ancak duygulardan ziyade mevsimsel değişimleri göz önünde bulundurmamız hem akılcı hem daha az yıpratıcı olacaktır. Yani havanın bunaltıcı derecede en sıcak olduğu bir dönemde boğucu yerlere inmek ne denli akıl kârı? Şüphesiz sonbahar ayları bunun için daha elverişli. Vizeye tabi geçişleri olan bölgeler ise vize başvurularının en yoğun yaşandığı ayların en riskli döneminin kulvarları. Bunları da göz önünde bulundurup randevu tarihleri için en uygun zamanını kovalamamız kaçınılmaz.
Bu ayın planlaması bu: Önce kabataslak sonra da kesinleşmesine yakın gözle baktığımız rotaları belirlemek ve yol planlarını buna göre çıkarmak… (Ama sürprizi bozmamak adına bunları gezi-foto hikâyelerimizi anlatacağım makalelerin yayımlanacağı an’a kadar açıklamayacağım.)
Bu ay ayrıca kumanda merkezi olarak kullanacağımız yeri Dalyan Farm Stay olarak belirledik ve nasılsa ilk başlarda epeyce burada konuşlanacağız, farklı bir merkezi tasarlamanın manası yok şimdilik. Ancak yolculuk güzergâhımız boyunca bir ortak alan ya da birden fazla merkezi yerleşimi belirleyebilir, buralardan “gEZENTİ şEREF” ve açık dünya ile irtibatımızı da oluşturabiliriz.
Teknoloji
Açıkçası teknolojiye pek ihtiyacımız yok. En azından şimdilik. Sahip olduğumuz Canon SX 610HS bize fazlasıyla yetiyor. Belki ileride biraz daha profesyonel bir kameraya mesela Canon EOS 550D markaya ‘hayır’ demeyebiliriz. Elden ele yıpranan haritalar biraz sorunlu olduğu için belki basit bir GPS cihazını da düşünebiliriz. Gerçi mobil telefonlarımız da bu sorunumuzu büyük oranda çözüyor. Ve tabi ki harita üzerinde renkli kalemlerle markalamak, notlar almak da hoş bir duygu…
Artık ufak boyutlarda, hafif ağırlıkta, işlevsel bir laptop ihtiyacım ayyuka çıktı. Ancak onu her seyahate götürmek gibi bir düşüncem yok. Her şeyimi kalem tutan elimle not ettiğimden, yazılması gerekenleri, Word, Excel ve diğer yardımcı dosyalarıma sonradan aktarabiliyorum. Evet, şahsen “gEZENTİ şEREF” Blog adresinde yayımlanması gecikmeli oluyor ama bu sorunumu yakın gelecekte her kayda değer ihtiyacımı bir yerde koruyabilecek, oldukça hafif, küçük ve ekonomik bir alet ile çözebileceğimi tasarlıyorum.
Vaksinasyon
Yurtiçi turlarımız için kendimizi aşılatmaya lüzum duymuyoruz. Zaten oldum bittim sivri uçlu iğnelerden nefret ederiz. Hastane ortamlarını hiç mi hiç hazzetmeyiz. Kapısından içeri sağlam girsem mutlaka hasta olur çıkarız. Misal ben küçükken de böyleydim. Sağlık merkezleri, mezarlıklar ve kamu kurumları bana göre bünyemin kaldırabileceği yerler değiller. Ne hastaları, hastalıkları ne de ölümleri, cenaze ritüellerini severim. Kamuya işim düşmediği sürece mesai binasına uğramam bile. Olabildiğince ben onlardan uzak, onlar benden uzak dursunlar, yeter…
Ancak yurt dışı turnelerimiz için iş değişiyor. Sıkı bir check-up, kan testleri, aşılama işlemlerinden geçmek ve gerekli ilaçları heybemize depolamak elzem.
Varış Noktaları
Seyahat planlarımızı az önce yukarıda belirttiğim gibi burada en ince detayına kadar vermeyeceğim. Ancak şu kadarını söyleyebilirim ki yapacağımız turlar illaki matriks turlar olacaktır. Yani bir ülkede yapmak istediklerimizi tamamlamadan bir diğerine geçmeyiz diye bir kaidemiz yok. Entegrasyon önemli ama bölgeler arasında herhangi bir hiyerarşiyi planlamıyoruz. Bazı rotalar ise uzun kulvarlardan ibaret olduğundan birden fazla kenti de sınırları içine alabiliyor. Buradaki amaç kentleri paşa gönlümüzün hükmettiği kadar gezip görmek değil; o seçili gezi parkurunda ilerlemek ve turu kazasız belasız en iyi duygularla tamamlamak.
Seçenekler bol olduğundan bunları bir yılın altı aylık programında minimize etmek bir hayli sıkıntılı. Eleyerek öne aldıklarımız var, sonradan edindiğimiz bilgiler ışığında heyecanla ilave ettiklerimiz de var…
“Vizeli & Vizesiz Dünya Coğrafyasında Tabana Kuvvet” turlarımızda çoğunlukla kısa süreli konaklamayı düşünmekteyiz. Bütçemize uygun otel, pansiyon, Airbnb, bedsit, kamping tesisi vesaire… Varış noktalarımızı belirleyeceğimiz hedefteki tur güzergâhlarımız belirli, uzun bir listeden ibaret, ama yalnızca tasarımdır; hepsi yapılabileceği gibi bir veya birden fazlası iptal edilebilir, ülke sınırlarının güzergâhı üzerinde yer alan bazı yerleşim birimleri günün ve iklim koşullarına göre değişebilir.
Yolculuklarımızda havayolu, karayolu, demiryolu ve denizyolu gibi birbirinden farklı ulaşım araçları kullanmayı planlıyoruz.
Finansal Meziyetler
Elbette her bir gezi turnesi için planladığımız bütçe programı olacaktır. Hedef tasarruflar ile hedef harcamalar birbirini ayartmayacak şekilde yapılandırılacağından yurtdışı sırt çantalı turlarımızı sorunsuz yürüteceğimizden kuşku duymuyoruz. Ne var ki hayatı dinamik geçen bir gezenti üçlüsünün karşılaşabileceği sorunlar pekâlâ olabilir. Böylesi zorunlu ihtiyaç durumlarında nasıl bir kriz yönetimi uygulayacağımız da bu planın eklentisinde mevcut olacaktır.
Her bir gezi için ayrı ayrı düzenleyecek olsak da tüm teknik ve finansal verileri aylık olarak takip edecek ve bir rapor halinde sunuma hazır hale getireceğiz.
Böylece cepte en mütenasip bütçe ile konaklamadan, yemeden-içmeden fazla kesmeden ne kadar çok yer görülebiliyormuş burada paylaşacağız…
Bir sonraki esintide görüşmek üzere…
Mürekkebe banmış esintili Sevgilerimle,
Gezenti Şeref
