Dalyan Günlükleri ~ Gün 8
Nasıl geçiyor o güzelim günler… Çarçabuk; insan anlamıyor. Memleketin politikası da Youtube havası gibi çengili, karman çorman. Fotoğraflar yansıyor sevimli yüzlere. Tek sıkıntım kitap okuyamıyorum istediğim gibi. Ve fakat gizlice çalıştığım deneysellikler meyvesini vermeye başladı. Artık balta tutan elim odun kesebiliyor hale geldi. Büyük başarı! Heh-heh-he…
gEZENTİ şEREF ~ E-2023/013
Esinti Tarihi: Perşembe, 19.01.2023
Her gün bir nakarat halinde aynı şeyi tekrarlıyorum. DFS’ye hoşbuldum.
Ya da kör talih.
Tecelli bu ya. Sen tut bisikletle Türkiye turlarının en şenlikli, en güzel günlerinde çooook uzaklarda ol. Hem de yellim yepelek, sersem sepelek dolanan ‘Old MacDonald’ ol. Yıldız poyraz dansına davet edilmiş gibi. “Ee-eye, ee-eye-oh”…
“Şeref babanın bir çiftliği var. Çiftliğinde tavukları var, Gıt-gıt-gıdaaak diye bağırır. Çiftliğinde Şeref babanın.”

Dahası Dalaman tepelerine inmiş kar taneciklerine bön bön bakakalmışken. Kışlık şenliğinin ya da şenlik gibi odun kesmenin şiddetle göğüs göğüse geldiği en zorlu sabah saatlerinde. Odunluk diyarında, elde balta, bir kütük koltuğuna gömülmüş, Ege denizi aşırı bir baltaya sap ol.
Olsun. Yine de hoşbuldum…
Ve sahiden hoş buldum.
Günlüğümün Yaprağı 8’i İşaret Ediyor

Çiftliğin sekizinci gününde, internette, sobaya paçavra yapılan gazetelere yazılıp çizilenleri hızla tarayıp gündemde ne olup bittiğini, ayrıntısını, perde arkasını anlamaya çabalar… Bilgisayar tepesinde DFS amelesinin dolaysız gözlemlerini birbirine ekleyip sonuç çıkarmaya uğraşır… Bizim Cucu’nun akşam rakısından göz çanakları kızarmış canlı fotoğrafına bakıp “Niye ağladın ki sen?” sorusuna “Ağlamadım kardeş, duman yedim de ondan” cevabını anlamlandırmaya gayret eder… (Meğer az ötede varilin ateşini körüklemiş!) Çiftlik meydanı ve kır gezisindeki bolca ot, portakal ve limon kalabalığının arasında keyifli, şaşkın dolanır… 3-4 kişilik çiftçi örgütünü bilmem kaç pankart, bilmem kaç bayrakla temsil etmeye çalışan “Ha gayret yarın devrim olacak” havasındaki emektarlara “Abarttınız ama olsun. Bugün atış serbest” diye takılırken bir yandan da bu kadar büyük bir odun yığınının altından nasıl çıkılır diye kara kara düşünmekteydim.
Perde ayaklılara takılan teknenin genç horozu çift ayaklı sorunu iki cümle ile çözdü:
“Şimşekten güm diye patlayacaktı patladı abi. Kömür yapan yıldırımlar bahane oldu. Valla iyi oldu di mi abi?..”
Doğru.
Patlayacaktı patladı. Düşecekti düştü. Odun küfesi ise çoktan birikmeye başlamıştı.
İnci Taneleri
Bildiğim boşalmış zemberekten yeni inciler geldi: “İtiraz beyhude çiftliğe o yeni fidanlar dikilecek… Narları tarumar ettik, kökledik, yıktık geçtik. Yerine daha estetik bir şeyler yapacağız…”Limon ve zeytin ağaçları gibi yani… DFS garnizonu Hayrettin ağabeyimin tarihi eserdir. Bir nevi çocuksu oyuncağıdır aslında. Oynar da oynar. Orada nar da olacak, limon da zeytin de. Bizim Antalya Elmalı’dan miras tomruklar, keresteler müze olmuş ne gam. “Kamelyadan fırınlar da olacak… Üst tepeye defne yapraklarından tapınak da inşa edeceğim…”
Yok artık daha neler. Kardaş sen git İngiliztere’ne, bir soluklan, bir hava al. Bolca çek ciğerlerine o ‘Union Jack’ havasını. Sonra rahatlamış olarak dön gel.
Eh bu kadar birikirse patlardı ve patladı tabi…

Odunlara dönük yüzüm. Elimde balta harıl harıl kesiyorum. Yok kesmiyorum. Parçalıyorum adeta. Şu andaki eveleme geveleme, tükürdüğünü usturuplu yalama, süngüsü düşük pozlarda anıları laf kalabalığına getirme falan filan…
Boşverin.
Tarifi yok, sırlı sözcüğü de yok.
Çekingenlik insanı terbiye etmiyor.
Korkakça davranış ise bir yere kadar.
Denemek, denemek ve bir daha denemek insana tecrübe üstüne tecrübe katıyor. Kazanan insan oluyor.
Bir sonraki esintide görüşmek üzere…
Mürekkebe banmış esintili Sevgilerimle,
Gezenti Şeref
